w
|
Gökçe Fırat |
Ordu göreve!
CHP göreve!
Medyada faşizme giden yol nasıl açıldı? AKP iktidarının Cumhurbaşkanlığını da ele geçirmesi ile birlikte nasıl da faşist bir rejime dönüşeceğinin tüm işaretleri alınıyor. TBMM Başkanı Arınç’ın Emekli Orgeneral Şener Eruygur’u kastederek, “Onlarla 16 Mayıs sonrasında hesaplaşacağım” de-mesi çok önemli bir işarettir. Peki acaba 16 Mayıs sonrasında nelerle karşılaşacağız? Bu sorunun cevabı AKP’nin işbaşına geldiği 2 Kasım 2002’den bugüne yaşadıklarımızda yatmaktadır. 2 Kasım seçimlerinde “Beyaz Devrim” iddiasıyla sandıktan çıkan AKP, hep demokrasi vurgusu yapmasına, AB sürecinin tüm reformlarını hep demokrasi adına kabul etmesine karşın ülke içinde garip bir “demokrasi” inşa etmiştir. Bu demokraside muhalefete yer yoktur. İlk iş Genç Parti lideri Cem Uzan’ın susturulması oldu. Cem Uzan’a yönelik operasyon Türkiye tarihinin hiçbir döneminde hiçbir kuruma ya da kişiye yapılmamış ölçüde geniş kapsamlı bir operasyondu. Çünkü ilk defa doğrudan mülkiyete yönelik bir operasyon yapıldı. Bu operasyonun ilk hedefi Cem Uzan’ın muhalif Star grubunun susturulmasıydı. Nitekim Star grubuna AKP hükümeti tarafından el konuldu. Grubu bir süre doğrudan hükümetin atadığı “gazeteciler” idare etti. En sonunda da Fethullahçılara satıldı. Türkiye’nin en büyük muhalif yayın grubu böylelikle bugün Fethullah grubunun sözcüsü haline getirildi. Bu arada bu olayda son derece dikkat çekici bir gelişme, mahkemelerde Cem Uzan grubunun lehinde kararların artık alınmaya başlamasıdır. Danıştay en son Çukurova ve Kepez’le ilgili bu yönde bir karar almıştır. Ama hatırlatalım, bu grup lehine alınan kararların artık uygulanma ihtimali yoktur, çünkü AKP iktidarı mahkeme kararlarının uygulanmadığı bir sistem kurmuştur. Bunu özellikle şunun için hatırlatıyoruz, Cumhurbaşkanlığı seçimine yönelik bir iptal kararının AKP tarafından uygulanmayacağını bilelim. Cem Uzan medyasının susturulmasına sevinç çığlıkları atan iki büyük medya grubu vardı. Bu gruplardan Sabah grubuna, hükümete destek olması karşılığında müsaade verildi ve TMSF anlaşması yapıldı. Oysa benzer bir anlaşma Cem Uzan’la yapılmamıştı. Böylelikle Sabah Grubu Turgay Ciner hakimiyetinde yoluna devam etti, Türk medyasının en hükümet yalakası grubu olarak. İkinci grup Çukurova grubunun Show TV ve Akşam gazetesi oldu. Bu grupla da TMSF anlaşması yapıldı ve hükümet yanlısı yayın yapmalarına izin verildi. Nitekim Akşam gazetesi bu müsaadenin bedelini fazlasıyla ödüyor. Asıl büyük medya grubu Doğan ise bu süreçte hep sağlam durdu. Fakat Doğan grubuna yönelik bir operasyonun da çok yakında yapılacağının işaretleri alınmaktadır. Petrol Ofisi soruşturması ile başlayan dönem Doğan Medya grubu için de diğer medya gruplarına yapılan uygulamanın uygulamaya sokulduğunu göstermektedir. Şimdi medya alanına bir göz atalım. 2002 Kasımında Şeriatçı basının gücü son derece sınırlıydı, buna karşın hükümet karşıtı büyük bir medya grubu ve yine çeşitli ölçülerde hükümet karşıtı büyük medya grupları vardı. Peki ya bugün? Bugün Zaman, Yeni Şafak, Vakit, Star, Bugün günlük gazetelerde, Kanal 7, TGRT, Samanyolu, Star yine televizyon kanalı olarak tümüyle hükümet ve tarikat kontrolündedir. Buna irili ufaklı bazı TV, radyo, haftalık yayınları da eklediğimizde, 2002 Kasımı öncesinde basın içinde payı %10’u bulmayan Şeriatçıların artık bu alanın %50’sine hükmeder hale geldiğini görüyoruz. Oysa tüm basın 2002 Kasımından sonra AKP’nin iktidarı olması ile birlikte artık yumuşayacağının, düzen içine gireceğinin “sosyolojik” tahlillerini yapıyordu. Şimdi ise o sosyolojik analizleri yapan medya gruplarının birer birer Şeriatçılaştığını görüyoruz! Türban cephesi: Sağ güçler AKP iktidarının muhalefetsiz Türkiye programının bir diğer hedefi ise siyasal parti ve hareketler oldu. AKP iktidarının tıpkı TMSF yoluyla basını denetim altına sokmasına benzer bir uygulama bu alanda da görüldü. Medya yoluyla siyasal santaj yapılan siyasi partiler birer birer AKP denetimine sokuldu. Öncelikle MHP’ye yönelik bir operasyon yapıldı. Hükümetin güvenilir adamlarından Doğu Perinçek’e MHP ile ittifak yapması görevi verildi. Bu ittifak ile birlikte bir “Kızıl Elma” hayaleti yaratıldı. Daha sonra da bu “Kızıl Elma” hayaleti ile bir siyasal operasyon başlatıldı. Bu aşamada MHP içinde oluşabilecek bir “hizadan çıkma” denetim altına alınmış oldu. MHP tümüyle ulusal güçlerin karşısında konumlandırıldı. Yine DYP açısından da benzeri bir süreç yaşandı. Ama hükümetin DYP’ye Doğu Perinçek’i göndermesine gerek yoktu. Çünkü Mehmet Ağar da en az Doğu Perinçek kadar Demirel desteği ile siyaset içinde var olabilmiş biriydi. Mehmet Ağar hemen hükümetin yanında yer aldı. Benzeri bir durum ANAP için bile geçerlidir. Erkan Mumcu AKP’den istifa etmiş olmasına karşılık bugün hükümetin destekçilerindendir. En iktidar yanlısı partilerin başında ise BBP gelmektedir. Muhsin Yazıcıoğlu’nun partisi adeta küçük bir AKP gibidir. Ve son olarak AKP’nin içinden çıktığı Saadet Partisi de hükümetin yanındadır. Kimilerinin çok ulusalcı ve AKP karşıtı diye destek olduğu SP tercihini ulusal güçlerden yana değil AKP’den yana kullanmıştır. Cumhurbaşkanlığına yönelik tüm tartışmalarda dikkat edersek bu siyasi partilerin hepsi sözde bir demokrasi savunusu adına Tayyip Erdoğan’a siper olmuşlardır. MHP Tayyip Erdoğan aleyhindeki resmi mitingleri bile sokak gösterisi olarak görmekte ve demokrasiye aykırı bulmaktadır. ANAP, DYP, BBP ve SP ise çok daha aktif bir şekilde aynı politikayı savunmaktadır. Bu, Türkiye’de ulusal tavrın biricik zeminin laiklik olduğunu bir kez daha ispatlamaktadır. Türbanı savunan hiçbir parti vatanı savunamamaktadır. O nedenle bu partiler bugün vatan savunması saflarında değil Tayyip Erdoğan saflarında buluşmuşlardır. Bu Türkiye’deki türban ittifakının sosyal zeminidir. Türbanı savunan bu ülkede sağcıdır ve ulusal tavır alması beklenemez. Nasıl bir düzen olacak? Gerek medya gerekse siyasal partiler açısından nasıl bir düzen kurulacağı ise belirmiştir. Türkiye’de tek parti olacaktır: AKP. Ancak AKP’nin yanında MHP, DYP, ANAP, BBP, SP gibi küçük, etkisi sınırlı, AKP’yi tehdit etmeyecek ancak AKP’nin siyasal rejim yelpazesi içinde kendine yer bulacak bir partiler topluluğuna izin verilecektir. Medya açısından da benzeri bir durum geçerlidir. Hakim grup Fethullah grubunun medyası olacaktır. Liberal medya ise ancak ve ancak iktidara karşı çıkmadığı sürece var olabilecektir. Tezgâh AKP’yi destekleyenler için “demokrasi” olacaktır ama desteklemeyenler için farklı bir tezgâhı vardır iktidarın. Bu tezgâhın ilk örneği Cem Uzan olayında görülmüştü. Ama iktidarın ulusal tehlike olarak gördüğü tüm kesimlere yönelik benzeri tezgâhların kurulduğu bir dönemden geçiyoruz. Bu noktada iki önemli tezgâhla karşı karşıyayız. Birincisi Ordu’ya yönelik Fethullah operasyonudur. Şemdinli ile birlikte başlayan tezgah en son Nokta dergisinin yayınladığı sözde darbe günlüğü ile devam etmektedir. Son bir yılın medya gündemi Ordu’yu karalamak, komutanları suçlamaktır. Böylelikle Ordu AKP tarafından hizaya çekilmek istenmektedir. AKP döneminde Ordu komutanlarının artık yargılanabileceği hatta asılabileceği bir dönem başlatılmak istenmektedir. Menderes’in intikamını almak isteyen AKP, Ordu komutanlarına Talat Aydemir rolü biçmektedir! İkinci operasyon ise CHP’ye yönelmektedir. CHP de tıpkı Ordu gibi medya tarafından sürekli suçlanmaktadır. Ama CHP’nin hizaya sokulmasında Fethullahçı kurnazlık “halktan kopan CHP” temasını izleyerek CHP’nin Ordu’dan ve laiklikten uzak tavır almasını teşvik etmektedir. Cumhurbaşkanlığı yolunda son virajda Fethullahçı medyanın polisiye oyunu iyice alenen oynanmaktadır. 14 Nisan’da ADD öncülüğünde bir Cumhuriyet mitingi yapılacaktır. Tam bu miting öncesinde şimdiki ADD Genel Başkanı Şener Eruygur’un da dahil olduğu sözde darbe girişimleri gündeme taşınmaktadır. Hatta Bülent Arınç, Şener Eruygur için açıkça “şaibeli” sıfatını kullanmaktadır. CHP’nin mitinge destek vermesini engellemek içinse “mitingin gizli tertipçisi CHP” açıklamaları yapılmaktadır. Böylelikle CHP “Hayır biz bu mitingde yokuz” açıklaması yapmaya zorlanmaktadır. Son olarak Zaman gazetesi “TÜRKSOLU grubu ile Şener Eruygur yemekte buluştular” haberi yapmıştır. Burada da iki türlü hedef vardır, ya çıkıp TÜRKSOLU hayır biz bu mitingde yokuz diyecektir ya da Şener Eruygur çıkıp hayır bizim TÜRKSOLU grubuyla bir bağımız yok diyecektir. Yani bir taşla iki kuş vuracaklardır. Ama biz TÜRKSOLU olarak Zaman gazetesinin Vatan Caddesi’nde TEM’de yetişmiş acemi polis muhabirlerinin oyununa gelecek değiliz. Bizden açıklama alma niyetindeki acemi polis muhabirleri ancak havalarını alırlar! Ama bu miting olayının çok daha önemli bir özelliği var. Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı aleyhine bir mitingin engellenmesi için bunca gayret nedendir? Hani demokrasi istiyordunuz? Daha bir hafta önce Nevruz bahanesiyle Apo posterli mitinglere izin olacak ama Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı aleyhine bir miting yapılamayacak! Oh ne ala demokrasi. Hele bir de MHP’nin yaptığı türden “biz sokak gösterilerine karşıyız, demokratik süreçten yanayız” açıklamasına ne demeli. Dünyanın neresine giderseniz gidin demokrasinin ilk göstergesi demokratik eylemlere izin verilmesidir. Mitingin demokrasi dışı bir süreç olarak görüldüğü bir demokrasi nerede görülmüş acaba? MHP liderine soralım o zaman AKP iktidarı seçimler öncesinde “Biz mitingleri yasakladık, çünkü bunlar demokratik sürecin dışında yollardır” derse ne yapacaktır? Fethullah medyasına ya da AKP’li belediye panolarına ilan vererek mi ulaşacaktır halka! Tezgâha karşı ses çıkartmak Cumhurbaşkanlığı seçimine bir ay kala muhalefet cephesinde durum kısaca şöyle özetlenebilir. Muhalif basın kalmamak üzeredir. CHP’ye yönelik psikolojik harp devrededir. Ordu’ya yönelik tezgah işlemektedir. TÜRKSOLU’na yönelik saldırılar sürmektedir. Ama bu “demokrasi”de; PKK açıkça miting yapabilmektedir. Doğu Perinçek hükümet göreviyle Brüksel, Paris dolaştırılmaktadır. Sağ partiler AKP çatısı altıhda bur türban cephesinde konumlanmışlardır. Kısacası hükümete muhalefet edenlere sopa, destekleyenlere ise huvuç verilmektedir. Bu noktada operasyona uğrayan, tezgâh kurulan, susturulmaya çalışılan tüm muhalif güçlerin önünde tek bir yol vardır, bu iktidarın havucuna kanmayın, sopa yemeyi göze alın, faşizme karşı direnin. Havuca razı olursanız ya Doğu Perinçek gibi ya Devlet Bahçeli gibi olursunuz. Bu arada faşizme karşı tek mücadele yolu vardır tarihin ispatladığı: Faşizme doğrudan karşı çıkmak! Bugün susan Ordu komutanlarının, CHP yöneticilerinin yarın söz söylemeye vakitleri bile kalmayacaktır. O nedenle Ordu göreve, CHP göreve, ulusal güçler göreve! |