w

23.04.2007
Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Mesaj Panosu

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Başyazı

Gökçe Fırat

İşte millet
işte sine

Karargah, millet, meydan

Önceki hafta Genel Kurmay Başkanı Büyükanıt’ın açıklaması, Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi Tayyip Erdoğan’a yapılmış bir uyarıydı. Büyükanıt “sözde değil özde laik cumhurbaşkanı” diyerek tavrını açıkça ortaya koymuştu.

Şeriatçı basın ve AKP milletvekilleri pişkinlikle karşıladılar bu açıklamayı gerçi ama yine de Büyükanıt’ın açıklaması onlar için hayal kırıklığı olmuştu. Hilmi Hoca’larının başkanlığındaki gibi işlerin şiir gibi gitmeyeceği bu açıklama ile kamuoyuna duyuruluyordu.

Büyükanıt açıklamasında özellikle Türk milleti ve asil Türk ulusu vurgularını yapmıştı. Bu seçim açıklamanın kime hitap ettiğini ortaya koyuyordu.

Ancak yine de anlamayanlar için Büyükanıt’ın Selanik’te yaptığı son açıklama sanırız son noktayı koymuştur. Büyükanıt Cumhurbaşkanlığı ile ilgili sorular üzerine mesajın Türk toplumu tarafından alındığını söyledi ve bu mesajı anlamayanların da algılama sorunu olduğunu söyledi.

Bu açıklamadan sonra algılama güçlüğü olanlar süreci tekrardan okumaya çalışacaklardır sanırız.

Ancak Büyükanıt’ın açıklamalarında önemli bir başka daha mesaj vardı ve sanırız “Benim mesajım Türk toplumu tarafından alındı” derken bunu da vurgulamaktadır. 14 Nisan mitingi üzerine sorulan bir soruya miting düzenlemenin demokratik bir hak olduğunu, buna karşı çıkanları ise anlayamadığını söylüyordu. Devamla bu ülkede Apo posterleriyle illegal gösteriler bile yapılıyor kimsenin sesi çıkmıyorken neden demokratik bir mitinge karşı çıkıldığını soruyordu.

Soru anlamlıydı ve muhatabı da ortadaydı. Çünkü Büyükanıt’ın açıklamasının iki saat öncesinde Meclis Başkanı Bülent Arınç mitingi tertipleyen ADD Genel Başkanı Şener Eruygur’un darbeci olduğunu, düzenleyeceği mitingin de şaibeli olduğunu, bu nedenle vatandaşın bu mitinge itibar etmemesi çağrısı yapıyordu.

Fakat 14 Nisan geldiğinde vatandaşın Meclis Başkanına itibar etmediği ortaya çıktı. Hükümetin tüm aleyhte çalışmalarına, Meclis Başkanının açıkça karşı çıkmasına, Fethullahçı medyanın psikolojik savaşına karşın asil Türk milleti o gün Ankara sokaklarını doldurdu.

Toplanan kalabalık iktidar ve yandaşlarını hiç ama hiç memnun etmedi. Anıtkabir Komutanlığı o gün Anıtkabir’i 370 bin kişinin ziyaret ettiğini duyurduğunda Tayyip Bey bunların bindirilmiş kıta olduğunu söyledi. Ancak Emniyet’in resmi rakamı daha da büyüktü: Ankara’daki Cumhuriyet Mitingi’ne tam 583 bin kişi katılmıştı.

Mili irade, milli mesaj

Ankara’da meydana dökülen en aşağı 600 bin Türk ne mesaj vermektedir peki?

Öncelikle bu mitinge olan yoğun halk katılımı Türk milletinin suskun olduğu, hiçbir şeye tepki vermeyeceği ve hatta bu milletten bir iş çıkmayacağı yollu her türlü halk karşıtı ve halkı küçümseyen anlayışları bitirmiştir. Türkiye’de ülkesini, milletini ve devletini seven insan sayısı hiç de az değildir ve bunlar tepkilerini ortaya koymaktan da kaçınmamaktadırlar.

Bu noktada halkı dışarda bırakarak politika yapma anlayışı iflas etmiştir. İktidara muhalefeti parlamentoya hapseden, olmadı medyaya havale eden anlayış Ankara’daki halk tarafından mahkum edilmiştir.

İnsanlar bu iktidara, bu iktidarın yaptıklarına karşıdır ve dahası bunların iktidarı sürdürecek olmasına da karşıdır. Bugün Cumhurbaşkanlığı özel anlamı nedeniyle öne çıkmaktadır ama asıl tepki AKP iktidarının devamınadır. Halk ne Tayyip’in Cumhurbaşkanı olmasını istemektedir ne de onun Başbakan olarak kalmasına razıdır.

Burada en önemli noktaya gelinmektedir. Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığının önlenmesi Türk milletinin geleceği açısından son derece kritiktir. Ancak dahası vardır, Tayyip Erdoğan’ın onay vereceği bir Cumhurbaşkanının belirlenmesinin de farklı bir sonucu olmayacaktır.

Tayyip Erdoğan tüm milletle alay ederek süreci idare etmektedir. Hatta seviyesini daha da düşürerek verdim ellerine çelik çomak oyalanıp duruyorlar demektedir. Bu milletin istekleri ve iradesi ile açıkça dalga geçmek demektir.

Tayyip Erdoğan burada kendisine güvenmektedir çünkü ya kendisi Cumhurbaşkanı olacak ve kukla bir Başbakan atayacaktır ya da kendisi Başbakan olarak kalacak ama Cumhurbaşkanı Başbakanın kuklası olacaktır. Yani Tayyip ipler elinde olduğu için son derece rahattır.

Dolayısıyla Türkiye kısa vadeli bir Cumhurbaşkanı kim olacak tartışmasına kilitlenmişken süreci kaçırma riski doğmaktadır.

Geçtiğimiz yıl Danıştay baskını olduğu zaman Türkiye’nin önünde çok önemli üç seçimin olduğunu yazmış ve bu noktalarda mücadele edileceği tespitinde bulunmuştuk.

İlk seçim Genel Kurmay Başkanının seçimiydi. Burada iktidarın tüm çabalarına, tertiplerine karşın Yaşar Büyükanıt Genel Kurmay Başkanı oldu. Bu ilk aşamada ulusal güçlerin AKP iktidarına karşı bir zaferiydi.

Şimdi ikinci aşamada Cumhurbaşkanlığı seçimi için büyük bir mücadele sürmektedir. Fakat buradaki başarının kalıcı olması ancak üçüncü aşamadaki mücadeleye bağlıdır. Yani Tayyip’in Cumhurbaşkanlığını engelleyebilsek dahi sonraki seçimlerde Meclis tablosunu değiştirmedikten sonra aslında üç aşamada da kaybetmiş olacağız.

İngiliz Times gazetesi Ankara mitingini duyurduğu haberine, Ankara mitinginin değil de Bakırköy’de Milli Mücadele Derneği tarafından düzenlenen “Kürt-İslam Faşizmine Geçit Yok” basın açıklamasının fotoğrafını kullanmıştır. Çünkü bu basın açıklamasında her şey çok netti: Elinde Kürt-İslam Faşizmine geçit yok yazan ve Tayyip’e çarpı çeken tek bir insan, bazen 1 milyonun anlatamadığını anlatılabiliri gösteriyordu adeta.

CHP ve sine-i millet

Bu nokta ise siyasi partiler sahasına girmektedir.

İki sayı önce “Ordu göreve, CHP göreve, ulusal güçler göreve” çağrısı yapmıştık. Bu noktada Ordu, Büyükanıt’ın açıklamaları ile üzerine düşeni yapmış oldu. Ulusal güçler ve halk ise Ankara’da gücünü göstererek üzerine düşeni yaptı. Bundan sonra gerisi CHP’ye kalmaktadır.

Uzunca süredir CHP’ye bu sütunlardan sine-i millet çağrısı yapıyoruz. CHP’nin toplumsal bir muhalefete soyunduğu zaman bunu başaracağını söylüyoruz.

Ancak bugüne kadar CHP önderliğinin bu yönde bir adımı olmadı. CHP önderliği mücadeleyi sadece parlamenter alana hapsederek, gelmekte olan faşizmi meşrulaştırmaktadır. Halk örgütlenmesini boşlayan ve boşveren anlayış, faşizme teslim bayrağını çekmek zorunda kalacaktır.

Hatırlanacağı üzere CHP’nin halk muhalefetini örgütlemesi çağrılarımız üzerine Baykal “1 milyon kişi sokağa dökülsün biz de sine-i millete döneriz” açıklaması yapmıştı.

İşte o 1 milyon insan şu an sokaktadır ve görev bundan sonrası için CHP’ye düşmektedir.

CHP ya sokaktaki 1 milyon kişinin dediğini yapacak ve sine-i millete dönecektir ya da kaybedeceği bir seçim için hazırlık yapacaktır.

Aslında bu miting yaklaşan seçimlerin önemli bir hazırlığıydı. AKP iktidarını yıkacak bir toplumsal taban ilk defa böylesine net ve gövdesiyle ortadaydı. Şimdi bu gövde ya başsız bırakılacak ve heder edilecek ya da CHP bu gövdeye baş olma kararı verecek ve güçlü bir halk muhalefeti ortaya çıkacaktır.

Cumhurbaşkanlığına bu kadar gömülen siyasi miyoplup, çok yakındaki seçimde AKP’nin yeniden birinci parti çıkması durumunda ne yapacağını aklına bile getirmemektedir.

Tayyip’in Cumhurbaşkanlığını engelleyip onun bir beş yıl daha Başbakan olarak kalacağı bir seçimin sonucuna razı olmak, hem kendine, hem partisine, hem de Türkiye’ye büyük ihanet olacaktır.

AKP’nin ve Tayyip Erdoğan’ın en fazla sıkıştığı, meşruluk problemi yaşadığı bu dönemde, parlamentoyu boşaltmak, böylelikle Cumhurbaşkanlığı seçiminin meşruluğunu da ortadan kaldırmak, ama esas mücadele cephesini seçimi kazanmak üzere kurmak gerekmektedir.

Fakat bugünkü haliyle CHP bu tür bir konumlanıştan çok çok uzaktır. Böylesi bir mücadeleye girişmeyen, toplumsal muhalefetin sözcülüğünü üstlenmekten kaçınarak kendisini parlamento içi ana muhalefetle sınırlayan bir CHP, önümüzdeki seçimlerde bugünkü kadar bile milletvekili çıkartamayacaktır.

CHP bugüne kadar ikinci parti olmanın rahatlığıyla hareket etmiştir ama siyasal gelişmeler önümüzdeki dönem Meclis tablosunun farklılaşacağını göstermektedir. DYP-ANAP birleşmesi, MHP ve Genç Parti faktörü, CHP’nin yeni Meclis’te en fazla üçüncü muhalefet partisi olmasını getirecektir. CHP önderliği ise bu geleceği görmemekte, hayal aleminde yaşamaktadır.

Ancak hayal kurmak yerine, diğer partilerin yapamayacağı, milliyetçi, solcu, Atatürkçü güçlerin önderliğine soyunsa, bu güçlerin mücadele dinamizmini harekete geçirse CHP, gerçekten tabanda güçlenerek birinci parti olabilecektir.

Düşünce ve mücadele

Bundan sonraki alan mücadele alanıdır. Ankara’daki miting bu açıdan da son derece önemli dersler çıkartmıştır.

AKP iktidarına karşı yapılan bir mitingin tertip komitesinin duruşu, bir halk muhalefetine maalesef yakışmamıştır.

Mitinge bir hafta kala yoğunlaşan Fethullahçı psikolojik savaş, tertip komitesine geri adım attırmıştır. Asıl hedef Tayyip Erdoğan ve AKP olması gerekirken, ADD Genel Başkan Yardımcısı olan şahıs Tayyip’e ve AKP’ye karşı olmadıkları, isterse AKP’nin de mitinge katılabileceğini açıklamıştır.

Peki acaba Ankara’ya dökülen yığınlar da bu şahıs gibi mi düşünüyordu dersiniz?

Elbette hayır. İnsanlar artık bu Tayyip ve AKP’den bıkmıştır, buna karşıdır Ankara’da da sadece ve sadece bu nedenle toplanmıştır.

İnsanlar siyasi bir hedefle meydana inmiştir ve bunun siyasi bir sonucunun da olması gerekmektedir. Biz Tayyip’i istemiyoruz diyen insanlara, Tayyip’e karşı slogan atmayın, pankart taşımayın demek, kitlelerin devrimci kararlılığını köreltmek demektir.

Bu mitingi bir de Danıştay saldırısı sonrası düzenlenen cenaze töreniyle karşılaştıralım. Orada halk “katil hükümet” diye bağırıyordu. Herhangi bir tertip komitesi olmadığı için de halka hükümet aleyhinde slogan atmayın diyen yoktu.

Danıştay saldırısı sonrası toplanan insanlarla 14 Nisan’da Ankara’da toplanan insanlar arasında bir fark yoktur. Bu insanlar AKP’den ve Tayyip’ten kurtulmak istemektedir. Hedefsiz bir mücadeleninse ancak uyarıcı bir rolü olabilir fakat önleyici ve yaratıcı bir gücü olamaz.

Bu noktada çok önemli bir örnek mitingin dünya basınına yansımasında ortaya çıkmıştır. İngiliz Times gazetesi Ankara mitingini duyurduğu haberine, Ankara mitinginin değil de Bakırköy’de Milli Mücadele Derneği tarafından düzenlenen “Kürt-İslam Faşizmine Geçit Yok” basın açıklamasının fotoğrafını kullanmıştır. Çünkü bu basın açıklamasında her şey çok netti: Elinde Kürt-İslam Faşizmine geçit yok yazan ve Tayyip’e çarpı çeken tek bir insan, bazen 1 milyonun anlatamadığını anlatabiliri gösteriyordu adeta.

Dolayısıyla gelinen aşamada toplumsal muhalefeti siyasi bir hedefe yönlendirmek, mücadeleyi siyasal düzleme çekmek Türkiye’nin geleceği açısından son derece gereklidir. Yoksa tüm bu kalabalıklara rağmen AKP sandıktan yine birinci parti olarak çıkacaktır.

Cumhurbaşkanlığı için bu kadar hazırlık yapanların bundan sonrası için bir hazırlığı var mıdır peki?

İşte bu nokta 1 milyonun dağılacağı noktadır. Siyasal bir hedef ve slogan etrafında birleşmeyen tepkili kalabalık sandık başında farklı partilere dağılacaktır. Bu ise AKP’ye yarayacaktır.

O nedenle bu mücadelenin bir Cumhurbaşkanlığı savaşı ile sınırlı olmadığını, AKP’yi seçimde yıkacak vatan sathında bir savaş olduğunu akıldan çıkartmayalım.

Kalabalıklar dağıldığında geriye bir slogan bile kalmıyorsa o savaş kaybedilir. Önümüzdeki seçimlerde bu gerçekle karşılaşmamak için, sloganlarımızı daha gür haykıralım, daha geniş alana yayalım...


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe