|
Gökçe Fırat |
|
Seçimler ve milliyetçi halk tepkisi 22 Temmuz’da yapılacak seçimlere çok az bir süre kaldı. Bu seçimlerde ne olacağı ve sonrasında nasıl bir parlamento tablosu oluşacağı üzerine şimdiden konuşmakta fayda var. 2002 yılında yapılan seçimlerde AKP iktidarı oluşmuştu. Öncelikle bu seçimlerde AKP’nin iktidara nasıl tek başına geldiğinin iyi analiz edilmesi gerekmektedir. 2002 Kasım ayında yapılan seçimlerde halkın tavrı aslında çok net bir biçimde sandığa yansımıştı. Bir önceki dönemde Türkiye’yi yöneten üç parti DSP, MHP ve ANAP’ın üçü birden barajın altında kalmıştı. Bu sonuç önemli bir tepkinin sonucuydu. Halk, milliyetçilik iddiasıyla oy alan ve iktidara gelen bu partilere, sözünde durmadığı, milliyetçilik değil AB’cilik ve Amerikancılık yaptıkları için bu defa oy vermemişti. Böylelikle 1999’da DSP ve MHP’ye büyük puan getiren “milliyetçi halk tepkisi” bu defa 2002’de onları parlamento dışına itmiş oluyordu. 22 Temmuz 2007 seçimleri açısından da asıl belirleyen bu “milliyetçi halk tepkisi” olacaktır. Her ne kadar seçime gidiliş nedeni Cumhurbaşkanının seçilememesi olsa da asıl nedenin bizzat AKP iktidarının kendisi olduğu ortadadır. AKP’nin ülke içinde Cumhuriyet’in niteliklerini değiştirmeye yönelik, Şeriatçı bir idare kurmaya yönelik gerici girişim ve uygulamaları elbette büyük tepki çekti. Bu anlamda laiklik geniş halk kitlelerinin bu iktidara karşı mücadelesinde önemli bir slogan olarak ön plana çıktı. Ama bugün kime sorarsanız sorun “AKP bu ülkeye ne yaptı da istemiyorsunuz onu” diye, size vereceği cevap bambaşkadır. Kimi askerimizin kafasına çuval geçirtti, kimi Kıbrıs’ı sattı, kimi PKK’yı destekledi, kimi AB’ye teslim oldu, kimi İsrail’le işbirliği yaptı vb. cevaplar verecektir. Görüldüğü gibi cevaplar 1999 ve 2002 seçimlerinde etkili olan “milliyetçi halk tepkisi”nin hâlâ diri olduğunu ortaya koymaktadır. Hatta bugün bu tepkinin çok daha arttığını söylemek gerekmektedir. Bu hassasiyetin en fazla yoğunlaştığı alan ise Kürt meselesidir. Irak’ın kuzeyinde kurulan kukla Kürt devletine AKP ses çıkartmamış ve ülkemizin kırmızı çizgileri çiğnenmiştir. Bugün bu kukla Kürt devleti Türkiye’yi fiilen tehdit etmektedir. Kuzey Irak’a bir müdahale tüm Türk halkının temel beklentisi durumundadır. Ama böylesi bir müdahalenin Türkiye’yi ABD ile karşı karşıya getireceği de ortadadır. Bunu gören, yani kukla Kürt devleti ile ABD arasındaki ilişkiyi anlayan Türk halkında ABD’ye karşıtlık tüm tarihin rekor seviyesindedir. Bugün Türklerin %93’ü ABD’ye karşıdır. Bu aynı zamanda bir dünya rekorudur. Arkasında ABD desteği bulunan, halk tarafından ABD kuklası olarak görülen bir iktidarın böylesi bir ortamda “milliyetçi halk tepkisi”nin tokadını yemesi kaçınılmazdır. Bu seçimlerin en önemli belirleyeni kesinlikle bu olacaktır. ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’ne dahil olan iktidar, bu projeyi istemeyen halk tarafından iktidardan düşürülecektir. Düşürülecektir ama seçimler buna rağmen büyük bilinmezlikleri de beraberinde getirmektedir. Geniş halk kesimleri açısından bu durum üzerinde durulmalıdır.
AKP’ye karşı halk tepkisinin ivme kazandığı anlarda muhalefet ne yapmıştır bunun cevaplanması gerekmektedir. Nisan ayından itibaren AKP Cumhurbaşkanlığı süreci içinde büyük bir yıpranma yaşamıştır. Bu yıpranmanın ilk ayağı Ordu’dan gelen açıklamalar nedeniyledir. 12 Nisan’da Yaşar Büyükanıt’ın basın toplantısında dile getirdiği görüşler, ardından 27 Nisan’da Genelkurmay’dan yapılan gece yarısı açıklaması, AKP’nin Ordu tarafından da istenmediği fikrini oluşturmuştur. Türk halkı kendisini Ordu’suna bağlı görmektedir ve Ordu’nun bu tavrı da halkın AKP’ye olan tavrının ortaya konmasına neden olmuştur. Bu noktada AKP’nin yıpranmasının ikinci ayağı devreye girmiştir. AKP’ye karşı Türkiye tarihinin en büyük tepki eylemleri örgütlenmiştir. Sadece Türkiye tarihinin değil dünya tarihinin de en önemli ve kalabalık mitingleri Ankara’da Tandoğan’da, İstanbul’da Çağlayan’da ve İzmir’de Gündoğdu’da yapılmıştır. Alanları dolduran milyonlarca insan AKP’yi istemediğini haykırmıştır. İşte bu noktada AKP’nin yıpranmasının AKP iktidarını yıkacak bir güce ulaşması ve yerine halkın istediği bir iktidarın kurulması için siyasal sistemin, siyasi partilerin ve siyasi öncülerin devreye girmesi gerekmekteydi. Çünkü önemli olan AKP’ye karşı tepkiyi ortaya koymak değil bu tepkinin AKP’yi yıkıp yerine yeni bir iktidar oluşturmasıydı. Bu nokta ise muhalif güçlerin ve partilerin kötü puan aldıkları noktadır. CHP’nin stratejisi: İktidar olmamak Burada ilk üzerinde durulacak parti CHP’dir. CHP özellikle Şemdinli tertibinden itibaren Ankara merkezli siyasal düzleme girmişti. Ancak bu düzlemde politikanın muhalefet eksenli değil, iktidar eksenli yapılması gerekmekteydi. CHP’nin misyonu muhalefet etmek değil iktidarı almak olmalıydı. Bunun yolunun ise parlamento dışında halk muhalefetini örgütlemek ve bu güce dayanarak erken seçimle iktidarı almak olduğu ortadaydı. Fakat CHP bu noktada üzerine düşen görevi yapmadı. Önce sine-i millette ayak diredi. Bu kararın ne kadar yanlış olduğu 14 Nisan’da başlayan mitinglerde ortaya çıktı. Görüldüğü gibi milyonlarca insan sine-i millete dönen bir CHP’yi iktidara taşımaya hazırdı. Fakat işin daha garibi sine-i millete dönmediği gibi bu mitinglerden sonra da halk içinde ve halka dayanan bir iktidar alternatifi olma yolunu tutmadı. Alanları dolduran milyonların temel sloganları tam seçim döneminde CHP tarafından görmezden gelinmeye başlandı. Son bir yıldır her fırsatta ABD ve AB karşıtı bir açıklama yapan CHP birdenbire ABD ile dost ilişkilerden, AB hedefine devam etmekten, serbest piyasaya bağlılıktan söz etmeye başladı. Böylesi bir politika değişikliği ne ile açıklanabilir? Bizce bunun tek bir açıklaması olabilir, CHP iktidar olmak istememektedir ve halkın kendisine oy vermemesi için böylesi bir yönelime girmiştir. Özellikle halk mitinglerinde doruğa çıkan halk tepkisi, milliyetçi, Amerikan karşıtı bir partiyi, seçim politikasını bunun üzerine kurduğu takdirde kesinlikle iktidar taşırdı. Hatta %40’ları bulan bir tek başına iktidar kurulabilirdi. Kaldı ki bu süreçte AKP’nin ne kadar yıprandığı da ortadaydı. Üstelik muhalefette CHP’nin alternatifleri de darmadağınıktı. İşte böylesi olumlu bir ortamda, o güne kadar izlediği politikayı bırakan CHP lideri sanırız ne yaptığının bizden daha iyi farkındadır. CHP lideri iktidar olmaktan, bugün AKP’nin yaptıklarını yapmak zorunda kalacağı bir koltuğa oturmaktan kaçınmış, muhalefetin dertsiz koltuğunu tercih etmiştir. Üstelik öyle bir seçim stratejisi izlemektedir ki CHP, DSP ile birleşmesine rağmen seçim sürecinde oylarını arttıramayan tek parti görünümündedir. 2002 seçimlerinde CHP ve DSP oylarının toplamı %21’di. Bugün de durum buna benzer görünmektedir. MHP’nin stratejisi: ABD’nin karşısında olmamak AKP karşıtı tepkinin yöneleceği ikinci adres MHP açısından da durum buna benzemektedir. MHP, AKP’nin yıpranma sürecinde, yani son bir yıl içinde bir sessizlik politikası izlemiştir. Bu sessizliğin siyasetteki izdüşümü ise sessiz bir AKP yandaşlığı olmuştur. Halkın milli hassasiyetlerle sokaklara döküldüğü dönemlerde MHP hep evde oturmayı tercih etmiş ve halktan kopmuştur. Oysa MHP gibi milliyetçi bir partiden beklenecek olan bu tür tepkilere karşı evde oturması değil tersine bu tepkileri örgütlemesiydi. Fakat MHP böylesi bir misyondan bilinçli bir şekilde uzak tutulmuştur. Bu da MHP liderliğinin bilinçli bir tercihidir. MHP lideri de kendisini ABD’nin karşısına getirecek bir durumla karşı karşıya gelmek istememiştir. Gerçi MHP lideri en azından seçim sürecinde CHP gibi oy toplamayacak siyasetlerle uğraşmak yerine oy toplayacak siyasetleri dillendirmeye gayret etmektedir. Ancak bu noktada da ciddi bir yanılgı içindedirler. Çünkü bugün ip üzerinden MHP’nin alacağı oy kalmamıştır. MHP lideri halkın geçmişi unuttuğunu sanabilir ama bu halk Apo’yu affeden Meclis’te MHP’nin hükümet olduğunu çok iyi bilmektedir ve nitekim 2002 seçimlerinde de MHP’yi bu nedenle meclis dışı bırakmıştır. Bu nedenle MHP liderinin seçim meydanlarında salladığı ip kendi ayağına dolanacak ve AKP’ye oy kazandıracaktır. Hele hele MHP’nin ABD ile anlaşma yapacağız türü açıklamaları da MHP’ye asıl puan kaybettiren noktaların başında gelmektedir. AKP’ye hükümet kurdurmamak Görüldüğü üzere gerek CHP’nin gerekse MHP’nin tavrı son dönem alanlara yansıyan tepkiyi kucaklayamamaktadır. O halde Türkiye önümüzdeki seçimlerde bu nedenle, yani alanlara yansıyan tepkinin kendi siyasi partisini ve liderini bulamaması nedeniyle büyük bir açmaz yaşayacaktır. Halkın seçimlerde hangi tercihte bulunacağı üzerinde çok fazla fikir yürütemesek de belli bazı eğilimleri ve bunların olası sonuçlarını irdelememiz gerekmektedir. Bu seçimlerde en önemli hedef AKP’nin tek başına iktidar olacak gücü bulamamasıdır. Bunun yolu ise 550 milletvekili içinde 276 milletvekilinin altında kalmasıdır. Dolayısıyla AKP’nin 276’nın altına düşürülmesi halk açısından en önemli görevdir. Bunun en kolay ve emin yolu ise parlamentonun iki partili yapıdan kurtarılması ve gerçekten çok partili bir yapıyla kavuşmasıdır. Dolayısıyla bu seçimlerde ne kadar fazla parti barajı aşıp meclise girerse o kadar olumlu olacaktır. Bugün için AKP’nin karşısına %40 alacak bir güçlü muhalefet partisi çıkarılamayacağı için, oyların tek bir muhalefet merkezinde örgütlenmesindense, farklı muhalif partilere dağılması ve farklı partileri meclise sokmak daha doğru bir strateji olacaktır. Olası parlamento Peki nasıl bir parlamento tablosunun oluşması beklenmelidir? CHP açısından oylarını %20’den %25’e çıkarmak bile parlamentodaki sandalye sayısını azaltacaktır. Çünkü geçtiğimiz seçimlerdeki ikili parlamento bu seçimlerde çok büyük olasılıkla oluşmayacaktır. CHP’nin parlamentodaki sandalye sayısını arttırması için oylarını %30’un üzerine çıkartması gerekmektedir ki bunun için CHP’nin geçtiğimiz seçimlerde 6,1 milyon olan seçmenini en az 3 milyon artırması demektir. Bu da şu anki tabloda çok olası değildir. MHP geçtiğimiz seçimlerde 2,6 milyon oy ve %8,5 oranında kalmıştı. MHP’nin bu seçimlerde %10 barajını aşması için oylarına en az 1 milyon oy eklemesi gerekmektedir. Bu ise yaklaşık %35’lik bir artıştır. Bu artışı bugünkü tablo içinde MHP’nin yakalayacağı gözükmektedir. Böylesi bir durumda, yani MHP %10’u aştığı anda 60’tan az olmamak üzere milletvekiline sahip olacaktır. Bu vekillerin çok büyük çoğunluğunun AKP’den alınacağı gözükmektedir. AKP açısından duruma gelince AKP bu seçimlerde %35’lik bir oranı yine tuttursa dahi, en az üç partili ve bağımsızların da girdiği parlamentoda 276 milletvekili bulması neredeyse imkânsızdır. Böylesi bir durumda AKP hükümet olabilmek için DTP ile koalisyon kurmak zorunda kalacaktır. Ama AKP+DTP’nin 276’yı bulamaması ya da böylesi bir ittifakın kurulamaması halinde CHP-MHP koalisyonu gündeme gelebilecektir. Böylesi bir olası parlamento aritmetiği görüldüğü gibi halk açısından hiç de istenilir değildir. AKP-DTP koalisyonu ABD’nin bugün Ortadoğu’da kurmaya çalıştığı düzene en uygun seçenektir. Böylesi bir durumda Büyük Kürdistan’ın önündeki Türkiye engeli ortadan kalkabilecektir. Ama CHP-MHP koalisyonu da ABD tarafından kolaylıkla denetim altına alınabilecektir. Bu iki partinin de seçim dönemindeki stratejileri sanki böylesi bir senaryoya uygun davrandıkları izlenimini yaratmaktadır. Sonuçta her iki durumda da halkın değil ABD’nin istediği bir parlamento ile karşılaşacağız gibi gözükmektedir. Bu ise AKP karşıtı halk muhalefetinin sonuçsuz kalması olacaktır. Milliyetçi halk tepkisini parlamentoya da yansıtmanın tek yolu, bu seçimden hemen sonra, Milli Mücadele’yi siyasi düzleme yansıtacak bir partileşmenin yolunun tutulmasıdır. Türkiye’nin bir sonraki seçiminde halkın yanında Milli Mücadele Partisi’ni görmesi gerekmektedir.
|