30.07.2007/Sayı:147
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Okan İşbecer

Baskın OranBaskın Oran ezber bozamayacak

“Bağımsız sol ses” sloganıyla seçim kampanyası yürüten Baskın Oran, geçtiğimiz hafta sonu yapılan seçimlerde milletvekili seçilebilmesi için gerekli oyu alamayarak hüsrana uğradı.

İstanbul 2. Bölge bağımsız milletvekili adayı olan Oran, resmi olmayan rakamlara göre 31.133 oy aldı.

Başta eşcinseller olmak üzere bilumum azınlıkların ve marjinal kesimlerin desteğini alarak seçime bağımsız aday olarak giren Baskın Oran, böylelikle bu sözü edilen kesimlerin de hiçbir ağırlığı olmadığını kanıtlamış oldu.

Bütün seçim süreci boyunca belki de en renkli kampanyayı yürüten Baskın Oran, İstiklal Caddesi’nde eşcinsellerle yürüyüşten tutun Mecidiyeköy’den Taksim’e yürüyüşlere kadar pek çok destek eylemine, hatta Samatya’daki Ermeni cemaatinin desteğine rağmen meclise girme başarısını gösteremeyerek sevenlerini üzdü.

Medya ise hiçbir bağımsız adaya göstermediği ilgiyi Baskın Oran’dan esirgemedi. Başta yeşil elma koalisyonunun “sol” tarafı olan Birgün ve Radikal gazeteleri olmak üzere Doğan medyasında özellikle Milliyet’in büyük desteğini arkasına almıştı Baskın Oran ve artık onu kimse tutamazdı.

Her gün bir televizyon kanalında, her gün bir gazetede röportajlar, demeçler veriyordu.

Nasıl muhalefet edilir dersi veriyordu adeta.

Sanki bugüne kadar TBMM’de hiç muhalefet olmamış da ilk kez bir muhalif meclise giriyor havası estirilmeye başlamıştı.

“Barışa pedalcılar” adlı bir grup Baskın Oran için İstanbul’da bisikletle turlarken basında çıkan haberlere göre 300 Ermeni genç de kapı kapı dolaşarak Oran için oy istiyorlardı.

Ancak bütün bu marjinal gönüllü yelpazesine ve medya desteğine rağmen Baskın Oran, İstanbul 2. Bölgeden milletvekili seçilemedi.

Ancak aynı bölgeden adaylığını koyan DTP’nin desteklediği Apo’nun avukatı olan Doğan Erbaş’ın oylarını bir nebze de olsa bölerek meclise girmesine engel olduysa yine de bu ülke için bir şeyler yapmış sayılabilir.

Eşcinsellerin kitlesel desteğini arkasına alan Baskın Oran’ın seçilememesine en çok üzülen de sanırız eşcinsellerin sesi Birgün Gazetesi olmuştur.

Seçim sonuçları ortaya çıktıktan sonra yapılan değerlendirmeler genelde Baskın Oran seçilemediği için mecliste azınlıkların temsil edilemeyeceği şeklinde oldu.

Ancak AKP gibi bir parti varken mecliste sanırız Baskın Oran’ın yokluğu pek belli olmayacaktır.


Hürriyet gazetesinin sahibi Aydın Doğan, Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök’ün bir yazısından dolayı Anayasa Mahkemesi Onursal Başkanı ve TÜRKSOLU yazarı Yekta Güngör Özden’e 5 bin YTL tazminat ödemeye mahkum oldu. Aydın Doğan
tazminat ödemeye mahkum oldu

Hürriyet gazetesinin sahibi Aydın Doğan, Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök’ün bir yazısından dolayı Anayasa Mahkemesi Onursal Başkanı ve TÜRKSOLU yazarı Yekta Güngör Özden’e 5 bin YTL tazminat ödemeye mahkum oldu.

Ertuğrul Özkök, 7 Mart 2007 tarihli “Mümtaz Bir Türk Edebiyatçısı” başlıklı yazısında, Türk edebiyatında müstear (takma isim) kullanan bazı edebiyatçılardan söz etmişti. Yazısında terörist başı Abdullah Öcalan’ın da takma isimle yazarlık yaptığını anlatan Özkök, yazısının son cümlelerinde de sözü Yekta Güngör Özden’e getirerek: “Yaratıcılıktan en yoksun isim ise Yekta Güngör Özden’inki, Gün-Öz. Biliyorum hınzırca gülümseyip, Yekta Güngör Özden bu kitapta varsa, Abdullah Öcalan niye olmasın ki, diyeceksiniz. Siz de haklısınız.” şeklinde bir ifade kullanmıştı.

Bu yazı üzerine mahkemeye başvuran Özden, kendisinin bir terör örgütü elebaşıyla mukayese edildiği gerekçesiyle dava açmıştı. Geçtiğimiz hafta sonuçlanan mahkeme, hakaret unsurunu geçerli görerek, Hürriyet Gazetecilik A.Ş. adına Aydın Doğan ve Ertuğrul Özkök’ün, Özden’e 5 bin YTL tazminatı yasal faizi ile birlikte ödemesine karar verdi.

Tabii bu haber TÜRKSOLU veya Yekta Güngör Özden gibi önemli bir yazarının lehine bir gelişme olduğu için, saldırmak söz konusu olduğunda çarşaf çarşaf yayın yapan medyamızda pek fazla yer bulmadı. İşin ilginci Atatürkçülüğün sesi olarak bildiğimiz Cumhuriyet gazetesi bile tek bir satır olsun habere yer vermedi. Türkiye’de Atatürkçülük denince ilk akla gelen isim olan Yekta Güngör Özden’e karşı Cumhuriyet gazetesinin bu ilgisizliği son geldiği noktanın görülmesi açısından da düşündürücü. Epeydir Atatürkçü çizgiden çıkan Cumhuriyet gazetesi özellikle son bir yıldır yaptığı yayınlarla Atatürkçüleri olmayacak ittifaklar peşinden sürükleyen ve alternatif üretmekten uzak tutan bir çizgi izliyordu. Dolayısıyla Yekta Güngör Özden’in, Aydın Doğan’a karşı kazandığı hukuk zaferine yer vermemesini de pek fazla yadırgamıyoruz aslında.


Sebahat Tuncel tahliye edildiÖrgüt üyesi vekil tahliye edildi

Terör örgütü üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklu olarak yargılanan İstanbul 3. Bölge bağımsız milletvekili adayı Sebahat Tuncel, 22 Temmuz’da yapılan seçimlerde milletvekili seçildiği için serbest bırakıldı.

Yasadışı terör örgütüne üye olmak suçundan 15 yıla kadar hapis istemiyle yargılanan ve 8 aydır tutuklu bulunan Tuncel, bir ilki gerçekleştirerek cezaevinden meclise girmiş olacak. İstanbul 3. Bölge’de PKK’nın desteklediği bağımsız adaylar arasında birinci sırada yer alan Tuncel, PKK kamplarında eğitim görmüş bir terör örgütü üyesi olarak biliniyor. Bizzat Apo’nun mutlaka seçilmesi için talimat verdiği Tuncel, bu nedenle birinci sıradan aday gösterilmişti. Avukatı tarafından mazbatası alınarak mahkemeye sunulan Sebahat Tuncel, geçtiğimiz hafta tutuklu bulunduğu Gebze M tipi cezaevinden tahliye edildi.

Tahliyesi PKK gösterisine dönüşen Tuncel, bindiği cipten PKK’lıları selamlarken Apo lehine sloganlar atıldı. Anayasa’nın yasama dokunulmazlığını düzenleyen 83. maddesi gereğince tahliye edilen Sebahat Tuncel, yaptığı açıklamada “Kürt halkının özgürlük mücadelesini verdiği için tutuklandığını ancak bundan sonra da mecliste mücadelesine devam edeceğini” söyledi. Her ne kadar babası Sebahat’in milletin vekili olacağını söylese de Tuncel’in ilk açıklamaları kimin vekili olduğu ortaya çıkardı.

Olağanüstü bir durum olmazsa Sebahat Tuncel, meclisin açılış günü en genç 6 üyeden biri olduğu için yeni TBMM’nin Geçici Başkanlık Divanında katip üye olarak görev yapabilecek. Kür-İslamcı iktidar bir önceki dönemde Jet Fadıl’ın yargılanabilmesi için dokunulmazlığını kaldırmıştı. Bakalım aynı şeyi PKK’lılar için de gerçekleştirebilecekler mi?


Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı (TGTV), verdiği ilanlar ve bilboard reklamları ile Menderes, Özal ve Tayyip’i demokrasinin yıldızları ilan ettiCharlie’nin melekleri

Geçtiğimiz ay bilboardları süsleyen “Demokrasinin Yıldızları” afişinin tıpkısının aynısı bu kez “Milletin Adamları” olarak karşımıza çıktı. Hatırlanacağı gibi geçtiğimiz ay 103 dinci kuruluşu bünyesinde bulunduran Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı (TGTV), verdiği ilanlar ve bilboard reklamları ile Menderes, Özal ve Tayyip’i demokrasinin yıldızları ilan etmişti. Bu kez de yine bir dinci dernek olan Hukuki Araştırmalar Derneği tarafından verilen ilanlarda aynı üçlü milletin adamları ilan edildi. Her iki ilandaki metin ve grafikler neredeyse birbirinin aynı. Özellikle hemen seçim öncesi verilen bu ilanlarda mevcut iktidara yaranma çabasının bir yarışa dönüştüğü gözlerden kaçmıyor.

İlanı veren derneğin Onur Kurulunda tanıdık bir isim var: Refah Partisi’nin Adalet Bakanı Şevket Kazan. Başkanlığını ise TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın 30 yıllık arkadaşı ve açtığı tazminat davalarında avukatlığını üstlenen Yakup Erikel yapıyor.

Her ne kadar demokrasi yıldızı ya da milletin adamı gibi gösterilmeye çalışılıyorsa da ilanlardaki üç şahsın tek bir ortak noktası var. O da vatan satıcılığıdır. Menderes dönemi, ABD’ye ilk büyük tavizlerin verildiği ve kurular “Tahkikat Komisyonu” ile her türlü muhalefetin susturulduğu, ordunun bile milletvekili seçilebileceği kadar “demokratik” bir dönemdi. Özal dönemi ise Anayasa’nın bir kere delinmekle bir şey olmadığı, memurların işini bildiği, ABD Başkanından telefonda talimat alındığı bir dönem olarak hafızalara kazındı. Tayyip dönemi ise hepimizin malumu.

İlanlarda öne çıkan bir ayrıntı, Tayyip’in Menderes ve Özal’a göre biraz daha ön planda görülüyor olması. Bu da sanırız ABD uşaklığının derecesiyle alakalı bir durum. Türkiye’de birtakım insanlar vatan satıcılığına “demokrasi” diyebilirler, ona bir şey diyemeyiz. Ama ilanda görülen şahıslar bu milletin adamları olamazlar. Olsa olsa “Charlie’nin Melekleri” olurlar.


Fransa Rıza Altun'u serbest bıraktıYine Fransa, yine kaçak PKK

Fransa’da PKK komedisi sürüyor. Geçtiğimiz aylarda Fransa ve Belçika’da yakalanan PKK’nın üst düzey yöneticilerinin Türkiye’ye teslim edilmemesi nedeniyle gerilen Türkiye-Fransa ilişkileri bu kez de PKK’nın kasası olarak bilinen Rıza Altun’un Kuzey Irak’a kaçması nedeniyle gerildi. Geçtiğimiz aylarda Fransa’da yakalanan Rıza Altun, Türkiye’ye iade edilmemişti ve Fransa’da tutuksuz yargılanıyordu.

Temmuz ayı başında Fransa’dan kaçarak Avusturya’ya giden Altun, Avusturya’da sahte pasaport taşımak suçundan dolayı gözaltına alındı. Ancak Avusturya makamlarının Fransa’yı durumdan geç haberdar etmesi nedeniyle 13 Temmuz’da Avusturya Havayollarına ait bir uçakla Kuzey Irak’taki Erbil kentine uçtu.

Olay duyulunca Dışişleri’nin çok köpürdüğü vesaire tarzında haberler yayınlandı. Güya Dışişleri Fransa’ya ve Avusturya’ya çok sert tepki göstermişti. Fransa’nın Türkiye’ye verdiği cevap ise aynen şöyle. Paris’te PKK dosyasına bakan terörle mücadele birimi dalga geçer gibi bir açıklama yaptı:

“Rıza Altun’un kaçacağı belliydi ama ne zaman olacağını kestiremiyorduk.” Sonra da uluslararası arama emri çıkartıyorlar.

Ya Kürtler çok zeki, ya Fransızların kafası yok, ya da bütün bu olup bitenler iki taraflı bir oyun olarak sahneleniyor. Sizin ülkenizde bölücü faaliyet gösteren bir örgüte mensup üst düzey bir yetkili, dost ve müttefik bildiğimiz ülkelerin himayesi altında her türlü faaliyeti yapacak ama siz o teröriste hiçbir şekilde ulaşamayacaksınız.

Ciddiyetsiz ve tutarsız politikaların Türkiye’yi getirdiği nokta maalesef bu.

Bu komediden kurtulmanın tek yolu da Türkiye’nin yeniden etkili bir şekilde terörle mücadele etmeye başlamasıdır.


2002 yılında Sabah gazetesinden ayrılan Zafer Mutlu, Güngör Mengi gibi gazeteciler tarafından çıkarılan Vatan Gazetesi, Aydın Doğan’a satılıyor.Aydın Doğan Vatan’ı alıyor

2002 yılında Sabah gazetesinden ayrılan Zafer Mutlu, Güngör Mengi gibi gazeteciler tarafından çıkarılan Vatan Gazetesi, Aydın Doğan’a satılıyor.

17 Temmuz 2007 tarihinde İMKB’ye bir açıklama gönderen Doğan Gazetecilik A.Ş., Kemer Yayıncılık ile Vatan gazetesinin isim ve imtiyaz hakkına sahip olan Bağımsız Gazeteciler Yayıncılık A.Ş. hisselerinin devri için görüşmelere başlandığını bildirdi. Kemer Yayıncılık ve Gazetecilik Şirketi, Zafer Mutlu’ya ait. Satış işlemi gerçekleşirse, Vatan gazetesinin çıkışından bu yana Aydın Doğan’la örtülü olarak süren işbirliği de resmiyete dökülmüş olacak. Vatan Dergi Grubunun dahil edilmediği satış gerçekleştiği taktirde, Vatan gazetesinin %59’u Aydın Doğan’ın olacak. Satış gerçekleştiği taktirde, Aydın Doğan’a ait olan Hürriyet, Milliyet, Posta, Radikal, Fanatik, Referans ve Turkish Daily News gazetelerinin arasına Vatan da katılmış olacak. Medya alanında çok büyük bir gücü olan Aydın Doğan tekelleşmeye doğru bir adım daha atmış olacak. Türkiye’de yayımlanan gazetelerin tiraj olarak yaklaşık %40’ı Doğan Gazetecilik’e ait olacak.

Vatan gazetesinin Aydın Doğan tarafından satın alınmasına Rekabet Kurulu onay verir mi? Ya da Aydın Doğan’ın satın alacağı Vatan Gazetesi, özellikle son dönem ortaya koyduğu AKP karşıtı tavrı sürdürebilir mi? Bütün bunlar merak edilen noktalar.

Biz TÜRKSOLU olarak, Vatan gazetesinin ilk çıktığı dönem Aydın Doğan’ın sermaye desteğiyle çıktığını belirtmiştik. Bugün yaşanan ise o işbirliğinin resmiyete dökülmesinden ibarettir.


Büyükşehir Belediyesi’ne ait 2300 bilbordu yenileme işi Abdullah Gül’ün babasının şirketi olan Asteksan’a verildi.Büyükşehir çalışıyor:
Al Gül’üm ver Gül’üm!

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), baba Gül’e büyük kıyak geçti. Büyükşehir Belediyesi’ne ait 2300 bilbordu yenileme işi Abdullah Gül’ün babasının şirketi olan Asteksan’a verildi.

Bilbordları yenileme işini alan İnter Tanıtım Hizmetleri adlı şirket, Tayyip Erdoğan’ın belediye başkanlığı yaptığı dönemden beri bilbordları yenileme işini üstleniyor. Tesadüfe bakın ki bu yıl bilbordları yenileme işini de aynı firma alıyor. İnter Tanıtım Alman ortaklı bir firma. Ortağın adı Ströer.

İhaleyi alan İnter Tanıtım Hizmetleri, 2300 adet bilbordun yapım işini Abdullah Gül’ün babası Ahmet Hamdi Gül ile kardeşi Mehmet Macit Gül’ün ortak olduğu Kayseri merkezli Asteksan adlı şirkete veriyor. Böylece Gül Ailesi, yaklaşık 5 milyon YTL’lik işe konmuş oluyor. İnter Tanıtım’ın yaptığı açıklamaya göre, imalatı yapacak olan şirketi, Alman ortakları Ströer belirliyormuş.

Ströer ile Asteksan da tahmin ettiğiniz gibi birbirlerini yakından tanıyan şirketler. Asteksan’ın imalat yaptığı şirketler içinde Alman Ströer şirketi de var.

İnter Tanıtım’ın ortağı olan Mustafa İlbak ile Tayyip’in dostluğu eskilere dayanıyor. 1994’te şirketi kuran İlbak, o tarihten itibaren bilbord işini kimseye kaptırmıyor. Şirketin ortaklarından biri de Kanal 7’nin Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı olan Mustafa Çelik.

Çelik aynı zamanda o dönem Refah Partisi’nin İstanbul il Yönetim Kurulu üyeliğini yürütüyor.

Ve aynı şirket bugün bilbord işini Abdullah Gül’ün babasına veriyor.

Yani al Gül’üm ver Gül’üm.



Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe