30.07.2007/Sayı:147
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Dünya Yavuz Selim

Chavez, Daniel Ortega ile Nikaragua’da bir rafineri kurulması anlaşması imzaladı. Venezüella ekonomisinin
iyi durumda olduğunu
ABD bile kabul etti

Chavez’in iktidara gelmesinden bu yana uyguladığı ekonomideki kamulaştırma çalışmalarının başarıya ulaşmış olduğu ABD’li düşünce kuruluşları tarafından da sonunda itiraf edilmeye başladı. 1999 yılında iktidara geldiğinden bu yana Batılı ülkelerin ve Batılı ülke şirketlerinin kabusu durumuna gelen Chavez’in uyguladığı yeni ekonomik reformların ülkeyi giderek daha da düze çıkartmakta olduğu Washington merkezli bir düşünce kuruluşu olan Ekonomi ve Politika Araştırma Merkezi’nin hazırladığı bir raporda dile getirildi.

Chavez’in kamulaştırma çabasının ülkeyi bir felakete sürükleyeceğini iddia eden Batılı ülkelerin ve liberalistlerin, bu senaryolarının bilimsel araştırmalar sonucunda ne kadar boş senaryolar olduğu böylece ortaya çıkmış oldu.

Ekonomi ve Politika Araştırma Merkezi’nin hazırladığı son rapora göre Venezüella ekonomisi artık son derece güçlü ve sık sık dile getirilen ekonomik çöküntü senaryolarının yakın gelecekte bir tutarlılığı görünmüyor. Yine aynı rapora göre, Venezüella ekonomisi, ilk başlardaki siyasi istikrarsızlığın ardından, istikrarlı ve hızlı bir biçimde büyümesini sürdürdü.

Yine aynı rapora göre ileride ortaya çıkabilecek olası ekonomik kriz durumlarında gerekecek her türlü koruma düzeneği Chavez’in uygulamakta olduğu ekonomi politikasında fazlasıyla mevcut. Örneğin döviz üzerindeki kontrol, paranın ülke dışına kolayca çıkarılamayacağı anlamına geliyor.

Fakat rapor aynı zamanda Chavez’e bazı uyarıları da içeriyor. Chavez’in uyguladığı ekonomik program halkın alım gücünü eskisiyle kıyaslanamayacak kadar arttırmış durumda ve halkın elindeki para miktarının giderek artması ve bunun sonucunda tüketim harcamalarının hızlı bir biçimde yükselmesi ülkede enflasyonun artması riskini de beraberinde taşıyor! Ülkenin para birimi olan Bolivar da ekonomideki bu büyük değişim sonucunda dolar karşısında son derece güçlenmiş durumda.

Chavez uyguladığı ekonomik politikaların sonucunda artık tüm dünyanın kabul etmek zorunda kaldığı bir başarı kazanmış durumda. Gerçekten de birçok ekonomist ülkedeki likidite bolluğuna dikkat çekiyor.

Chavez artan gelirleri yalnız kendi ülkesindeki yoksul insanlar için değil, Latin Amerika’nın diğer yoksul ülkeleri içinde kullanmak niyetinde. Son olarak Venezüella, Nikaragua’da bir rafineri kurma antlaşması yaptığını açıkladı.

Ekonominin bu hızla büyümeyi sürdürmesi de Chavez’e uygulamakta olduğu sosyal refah programları için harcayabileceği para miktarını arttırma olanağı da sağlıyor.


İran doğalgazı ABD'yi kızdırdı.ABD gazdan rahatsız oldu

Türkiye’nin yeni enerji koridorlarından birisi olma yolundaki çabalarını güçlendirecek olan son adım, ABD yönetimini oldukça rahatsız etmişe benziyor. Türkiye ve İran arasında yapılan son anlaşmaya göre Türkiye, İran ve Türkmenistan’dan gelecek olan yıllık 30 milyar metreküp gazı Avrupa’ya ihraç edecek. Anlaşma yalnız bununla da sınırlı değil. Yapılan anlaşma uyarınca Tahran yönetimi Güney Pars bölgesindeki 3 gaz sahasını da ihalesiz olarak Ankara’ya verecek. Böylece Türkiye ilk kez yurtdışında doğal gaz üreten bir ülke konumuna gelecek. Anlaşma kapsamında Nabucco Projesi’nin geleceği de güvence altına alınmış oldu. Buna göre, İran gazı Avrupa’ya Türkiye üzerinden bu hatla ulaştırılacak. Anlaşmayla birlikte yıllar boyunca Türkmenistan doğal gazının kendi topraklarından geçmesine izin vermeyen İran’ın bu tutumu da değişmiş oldu.

Türkiye’yi bölgenin enerji üslerinden birisi yapacak ve Mavi Akım’a bağımlılığını azaltacak olan bu projeye ABD’den tepki gelmesi ise gecikmedi. İran’a saldırmak için uygun zamanı kollayan ABD’nin İran’ın da elini güçlendirecek olan böyle bir anlaşmadan rahatsızlık duyacağı kesin. ABD’nin İran’a 20 milyon doların üzerinde yatırım yapılmasına izin vermediği düşünüldüğünde proje tutarı yaklaşık 6 milyar dolar olan böyle bir anlaşmadan neden rahatsızlık duyduğu gayet rahat anlaşılıyor.

ABD Dışişleri Sözcüsü Sean McCormack, İran enerji sektörüne yatırım için zamanın uygun olmadığını savundu, ABD’nin Ankara Büyükelçiliği Sözcüsü Kathy Schalow da ABD’nin enerji alanında İran ile işbirliğine karşı olduklarını belirterek “BM Güvenlik Konseyi ve UAEA’ya meydan okuyan İran’ı doğalgaz konusunda güvenli bir kaynak ülke olarak görmek akıllıca olmaz.” dedi. Schalow ayrıca İran’la yapılacak işbirliğinden vazgeçilmesi durumunda Hazar Denizi enerji kaynaklarının Avrupa’ya taşınması ve bunun için gerekli olan altyapının geliştirilmesi için Türkiye ile birlikte çalışmaya hazır olduklarını belirtti.

Yapılan bu son antlaşmaya Rusya ise şimdilik ses çıkartmamayı tercih ediyor. Yapılan bu anlaşma aynı zamanda Rusya’ya atılan bir çalım olarak gösterilse de planlanan yıllık 30 milyar metreküplük doğalgaz antlaşması Avrupa’nın enerji alanında Rusya’ya olan bağımlığını kırmıyor. Çünkü Avrupa ülkelerinin yıllık gaz gereksinimi 600 milyar metreküp. Yani Türkiye’nin ihraç etmeyi planladığı miktarın tam 20 katı. Bu noktada Rusya’ya bağımlılığı kırılacak olan tek ülke Türkiye oluyor.

İran Ekonomi Müsteşarı Ahmet Nurani, Türkiye ile İran arasında imzalanan doğal gaz anlaşmasına tepki gösteren ABD’yi eleştirdi. Nurani, “Şaşırtıcı ki, ABD kendisini çok akıllı zannediyor. Sanıyor ki bölge halkalarına kendi aklı doğrultusunda yön veriyor. Birileri bölgedeki işbirliğinden rahatsız oluyorsa kendi düşüncelerini gözden geçirmeleri gerekiyor.” dedi.

ABD açısından durum gerçekten son derece içler acısı. Hem Rusya’nın bölgede bir enerji tekeli olmasını istemiyor hem de Rusya’nın enerji tekelini kırabilecek tek ülkenin İran olması elini kolunu bağlamış durumda.


Robert MugabeDünya yabancılardan geri alıyor,
biz satıyoruz

İlk olarak Latin Amerika’daki Üçüncü Dünya ülkelerinde başlayan yabancıların elindeki zenginliklerin ve kaynakların geri alınması süreci artık Afrika’ya da sıçradı. Latin Amerika’daki kamulaştırmanın başarılı sonuçlarını görüp uygulamaya geçen son ülke ise bu kez Afrika’nın en yoksul ülkelerinden Zimbabwe oldu.

Enflasyonun yüzde 5000’e vardığı, işsizlik oranının % 80’e ulaştığı, dört milyon kişinin gıda yardımına gereksinim duyduğu ülkede uygulamaya ilk önce ulusallaştırma çabaları ile başlayacak. Zimbabwe Devlet Başkanı Robert Mugabe kendisini iktidardan düşürmek isteyen İngiltere ve onun Batılı işbirlikçilerine karşın artık yabancıların elinde bulunan kaynakların millileştirileceğini açıkladı.

İlk olarak ise yabancı bankalarda ve madencilik sektöründe Zimbabwe vatandaşlarının çoğunluk hisselerini ellerinde bulundurmasını düzenleyen yeni yasa tasarılarının görüşülmesi bekleniyor.

Başkan Mugabe, yabancıların elindeki kaynakların ulusallaştırılmaya karar verilmesi ile birlikte Batılı ülkeleri kendilerine yönelik yasadışı yaptırımlar yapmakla ve çeşitli sabotajlar düzenlemekle suçluyor. 2002 yılında yapılan seçimlerinde de oyların %54’ünü almasına karşın Batılı ülkeler seçim sonuçlarını tanımayacaklarını açıklamıştı.

Afrika ülkeleri ise seçim sonuçlarının geçerliliğini kabul ettiklerini bildirmişti.

Mugabe daha önce beyazların elindeki ticari çiftliklere el konulmasına ilişkin bir yasa çıkardığı için Batılı ülkelerin tepkisini çekmişti. Ortalama yaşam süresinin şu an için erkek ve kadın yaklaşık 35 yıl olduğu ülkede insanlar gıda yardımına gereksinim duyuyor.

Mugabe ekonomiyi düze çıkarmak için artık gereken her şeyi yapacağını açıkladı. Dileriz ulusallaştırma hamlesi Chavez örneğindeki gibi kamulaştırmaya doğru ilerler.


Putin’in bir Nashi kampına ziyareti
Putin’in bir Nashi kampına ziyareti

Nashiler Putine destek gösterisinde.
Nashiler Putine destek gösterisinde.

Nashi kampında verilen silah eğitimi
Nashi kampında verilen silah eğitimi

Putin’in genç SS’leri

Rusya Devlet Başkanı Putin yeni bir diktatör hatta yeni bir Hitler olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Hitler’in SS’lerine benzer biçimde Nashi adında, gençlerden kurulu yeni bir örgüt kuran Putin, iktidarına karşı yönelebilecek saldırılara karşı kendini güvence altına alıyor.

Rusya’daki dargelirli ailelerden seçilen bu gençler 2 haftalık bir kamp süresince “Güçlü ve bağımsız Rusya” ideali çerçevesinde eğitim görüyorlar. Tıpkı bir askeri birlikte olduğu her sabah koşu ve egzersiz yapan gençlere aynı zamanda her türlü silah kullanılması da öğretiliyor. Nazilerde olduğu gibi her şey kesin kurallara bağlanmış durumda. Kampa katılanların hepsi tek tip kırmızı bir tişört giymek ve aynı zamanda her gün 3 ayrı konferansa katılmak zorunda.

Bu konferanslara üç kez katılmayanlar ise herkesin içinde aşağılanarak kamptan atılıyor. Gençlerin ise kampa katılmalarının temel nedeni ekonomik. Çoğu fakir ailelerden gelen bu insanlar kampın ardından Putin’in denetiminde olan Rusya’daki dev şirketlerde kolayca iş bulabiliyorlar. Ya da ordu içinde görev alabiliyorlar.

Putin’in yakın dostu Vasily Yakemenko’nun 2005 yılında temelini attığı Nashi’lerin bugün sayısı 100.000’i aşmış durumda. Kuruluş nedeni Ukrayna ve Gürcistan gibi ülkelerde gerçekleşen Turuncu Devrimlerin Rusya’da gerçekleşmesini önlemek olsa da Nashi’ler aynı zamanda Putin karşıtı muhalifleri de sindirmek amacıyla kullanılıyor. Nashi’lere bağlı olan ve Ultra adı verilen paramiliter bir grup Putin karşıtı gösterilerin içlerine sızarak muhaliflerin adreslerini öğreniyor ve her türlü yöntemin kullanıldığı karşı saldırıya geçiyor. Ülkedeki sivil toplum örgütleri faili meçhul birçok olayın arkasında Nashi’lerin olduğunu ama polisin olan biteni yalnız izlediğini söylüyor. Putin diktatörlük yolunda gereken adımları gerçekten atıyor.


Cecilia Sarkozy'nin girişimiyle 5 Bulgar hemşire ile bir Filistinli doktor serbest kaldıKara komedi sona erdi

Libya’da Bingazi Hastanesi’nde 438 çocuğa bilinçli olarak AIDS virüsü (HIV) bulaştırmakla suçlanıp 1999 yılından bu yana tutuklu olan ve 2004 yılında idam cezasına çarptırılmış olan 5 Bulgar uyruklu hemşire ve bir Filistinli doktor ile oynanan komedi oyunu sona erdi.

Hemşireler ve doktor ilk olarak Libya Devlet Başkanı Kaddafi tarafından İsrail ve ABD gizli servisleri için çalışmakla suçlanmıştı. Kaddafi’nin bu iddiasını geri çekmesinin ardından Libyalı savcılar ise AIDS’e tedavi bulma amacıyla yürütülen bir araştırmada, 400 kadar çocuğun HIV verilerek kobay olarak kullanıldığını iddia etmişti. 2004 yılında yerel mahkeme sanıkların idam mangasının önünde kurşuna dizilmelerine karar verdi.

Sanıklar ise bu olayda bir kasıtları olmadığını, daha önce kabul ettikleri suçlamaları işkence altında verdiklerini iddia ettiler. Savunma avukatları da sağlık görevlilerinin hastanede çalışmaya başlamadan önce, çocuklara HIV bulaşmış olduğunu iddia ettiler.

Bu kararın hemen ardından ise AB ve ABD’den Libya’ya yönelik baskılar gelmeye başladı. Uluslararası Af Örgütü gibi Batılı kuruluşlar da Libya yargısını verdiği karardan dolayı yoğun bir biçimde eleştirdi. Fakat karar bir türlü uygulanamadı. Çünkü Lockerbie olayını çözen Libya Batılı ülkeler ile ilişkilerini geliştirmek adına ödünler vermeyi sürdürdüğünden mahkeme süreci de uzamayı sürdürdü.

Bu yılın Temmuz ayında ise Libya Yüksek Mahkemesi idam kararını onadı. Bu kararın ardından ise devreye Fransa’nın “first lady”si Cecilia Sarkozy girdi. Tıpkı Erbakan gibi çadırda Kaddafi’yle saatlerce görüştü. Ülkeler arasında siyasi ve maddi anlamda anlaşma sağlandı, HIV bulaşan her çocuğun ailesine 1 milyon dolar kan parası verilmesi kararlaştırıldı. Konu Libya’nın en yüksek yargı organı olan Yüksek Adalet Şurası’nın önüne geldi ve Şura çocukların aileleriyle varılan tazminat anlaşmasının ardından idam cezasını müebbet hapse çevirdi. “First lady” tutukluların serbest bırakılması için bastırdı ve çadırı terk etme tehdidinde bulundu. Sonunda Kaddafi hemşireleri ve doktoru serbest bırakmayı kabul etti.

Tutukluların serbest bırakılmasının hemen ardından ise Libya lideri Muammer Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam Kaddafi’nin yöneticiliğindeki Kaddafi Vakfı da, daha önce verilen idam kararları konusunda çekinceleri olduğunu bildirdi! Vakıf ülkenin yargısına güvendiklerini ama tutuklulardan ifadelerin işkence ile alınmış olabileceğini açıkladı. Ama bunu niçin 1999 yılında dava başladığında dile getirmediklerini açıklamadı. Kaddafi’nin vakfı ayrıca Bingazi Hastanesi’ndeki çocuklar arasında HIV görülmesinde ihmalin payı olduğu görüşünü dile getirdi!

Fransa’nın bu anlaşmadaki payı ise Libya ile yapılan yeni savunma sanayi işbirliği anlaşması oldu. Bulgar hemşirelerin serbest kalmasının hemen ardından Libya’ya geçen Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, deniz suyundan tatlı su elde etmek için sivil amaçlı bir nükleer santral kurulması anlaşmasını Libya’dan kopardı. Aynı zamanda Fransız Areva şirketi de Libya topraklarında uranyum madeni arama hakkı kazanmış oldu. Kısacası oynanan oyunda herkes kârlı çıkmış görünüyor.


Alexander Litvinenko
Andrey Lugovoy

Alexander Litvinenko’yu (üstte) polonyumla zehirleyerek öldürmekle suçlanan KGB eski ajanı
Andrey Lugovoy (altta)

Rusya ve İngiltere arasında yeni kriz

Rusya’nın dünya ile olan ilişkileri gün geçtikçe bozulmaya başlıyor. KGB ajanı Alexander Litvinenko’nun polonyum ile zehirlenerek öldürülmesiyle ilgili olarak açılan soruşturmada baş zanlı olarak görülen Andrey Lugovoy’u Putin’in iade etmemesi üzerine başlayan gerginlik giderek tırmanıyor. İngiltere hükümeti Lugovoy’un kendisine iade edilmemesi üzerine dört Rus diplomatı sınırdışı etme kararı aldı. İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband ise Rusya ile ilişkilerini yeniden gözden geçireceklerini bu yolda ilk adım olarak, Rusya yurttaşlarının vize işlemlerini kolaylaştırmak için yapılan görüşmelerin askıya alınacağını açıkladı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı İngiltere’nin kararını “ahlaksızca” olarak nitelendirdi ve kararın İngiltere-Rusya ilişkilerinde ciddi sonuçlar doğuracağını belirtti. Dışişleri Sözcüsü Mikhail Kaminin’in, “Londra tarafından tasarlanarak uygulamaya konan ahlaksız Rusofobi kokan senaryoya tepkimiz aynı şiddetle olacaktır.” açıklamasından sonra Rusya da dört İngiliz diplomatını sınırdışı ederek misillemede bulundu. Rusya ayrıca İngiliz yetkililere vize vermeyi durdurduklarını ve terörle mücadele alanındaki işbirliğini kestiklerini açıkladı.

İki ülke arasındaki ilişkilerin gerginleşmesine neden olan eski ajan Andrey Lugovoy ise tüm suçlamaları reddederek Alexander Litvinenko’yu öldürmesi için bir nedeni olmadığını, Litvinenko’yu ya İngiliz dış istihbaratının ya Rus mafyasının ya da Putin muhalifi Rus işadamı Boris Berezovksy’nin öldürmüş olabileceğini iddia ediyor.

Rusya, Anayasasında yurttaşların yurtdışında suç işlese bile yabancı devlete teslim edilemeyeceğini söyleyerek Lugovoy’u iade etmeye yanaşmıyor. Siyasi gözlemcilerin yorumlarına göre İkinci Dünya Savaşının ardından Demirperde de bu tür gelişmelerle kurulmuştu. Daha önce yazdığımız gibi Rusya da emperyalist dünyada gücünü artırmayı sürdürdükçe yeni bir Soğuk Savaş dünyayı bekliyor.



Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe