| A. Mete Türkmen |
24 Temmuz: Yazımı yazmak için masama oturdum; ama bir türlü başlayamadım. Masamın bir köşesinde iki günlük gazeteler ve 22 Temmuz seçim değerlendirmeleri, diğer köşesinde ise Lozan Konferansı ilgili tutanaklar ve yazılar… Bu yazıyı 24 Temmuz günü yazıyorum ve bugün Lozan Antlaşması’nın 84. yıldönümü. Tüm niyetim, Lozan Antlaşması ile ilgili bir şeyler yazmak. Ama gözüm gazetelere takılıyor ve yerli yersiz seçim değerlendirmelerini görüyorum. Ve düşünmeden edemiyorum: Şimdi Lozan’ı değil seçimi yazma zamanı. Seçim sonuçları güncelken tarihle uğraşmanın ne gereği var? Kafamı kaldırıyorum ve Atatürk’ün resmine bakıyorum. Şimşekler çakan o masmavi gözleri bana Lozan Antlaşması notlarını gösteriyor: “Asıl güncel konu o!” diyor sanki. Dayanamıyorum ve Lozan Konferansı notlarını okumaya başlıyorum. En üstte Atatürk’ün Söylev’inden Lozan Anlatıları var “Türk Ulusu’nun varlığı için, egemenliği için ne olursa olsun elde etmek ve sağlamak zorunda olduğu temel hakların dünyaca tanınacağına hiç kuşkum yoktu; çünkü gerçekte bu temel güçle, hak ederek ve eylemli olarak elle tutulurcasına alınmıştı.” Göz ucuyla tekrar gazetelere bakıyorum. Gazeteler Tayyip’in başarısını kutluyor. Bir gazete “2. Tayyip Dönemi” diye manşet atmış, bir diğeri “İstikrar Kazandı” demiş. Gazeteler AKP kadar, hatta daha fazla zafer sarhoşu olmuş. Aklıma gelmişken; Tayyip’in adamları değil miydi “Lozan bir başarı değil, başarısızlık belgesidir.” diyen? Aynı kişiler Sevr’i yüceltmemiş miydi? Ne diyorlardı bu zatı muhteremler: “Musul Sorunu bize Lozan’dan kaldı.” da, “Irak sınırı bile çizilemedi.” de, “Azınlık sorunu bize Lozan’ın mirasıdır.” da... Daha ne laf salataları… Tekrar Söylev’e dönüyorum ve Atatürk’ün Lozan Antlaşması ile ilgili sözlerini okumaya devam ediyorum: “Konferans masasında istediğimiz, gerçekte elde edilmiş olan hakların yöntem gereği yazılıp onanmasından başka bir şey değildi.” Sahi yahu, biz bu vatanı şehitlerimizin kanları ile korumadık mı? Kanla çizilmiş sınırları ve alınan hakları onamaktı Lozan Antlaşması’nın anlamı. Tüm Dünya Lozan Antlaşması ile Türkiye Cumhuriyeti’nin milli egemenliğini tanımadı mı? (ABD hariç, bu başka bir yazı konusudur.) Musul Sorunu çözülemedi ise, o topraklar o zamanki emperyalist güçlerinin esaretinden daha kurtulamamasından kaynaklanıyordu. Lozan Konferansı, Kurtuluş Savaşı ile edindiğimiz tüm kazanımlarımızı onaylaması ile birlikte, Misak-ı Milli sınırlarımız içindeki hiçbir konunun olumsuz çözümüne izin vermemiş, o sorunların çözümünü daha uygun zemin ve zamana bırakmıştır. Nitekim Boğazlar Sorunu da, Hatay Sorunu da sonradan Türkiye’nin çıkarları doğrultusunda çözülmüştür. Yani kısacası Lozan Antlaşması’nda iddia edildiği gibi hiçbir taviz verilip alınmamış, herkes hakkını almıştır. Lozan Antlaşması’nı karalayanlar ise şimdilerde düşünmeden ülke topraklarını yabancılara satıyor, devlet varlıklarını ihale ediyor, Dicle ve Fırat Nehirleri’nin kullanımını Avrupa Birliği’ne, Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgeleri’ni de Kürtlerin otonomisine veriyorlar. Söylev’i okumaya doyamıyorum “İsteklerimiz açık ve doğal hakkımızdı. Bundan başka haklarımızı korumak ve sağlamak için gücümüz de vardı; gücümüz de yeterdi.” Evet, hakkımız topraklarımız üzerinde özgür yaşamak, Türk olmanın gururunu yaşamaktı ve buna gücümüz olduğunu da Kurtuluş Savaşı’nda gösterdik. Türklerin içinde azınlık yoktu, çünkü herkes bu ülke için mücadele etmişti. O nedenle “Azınlık Sorunu” diye bir şey tanınmamıştır Lozan Antlaşması’nda. Gayrimüslimlerin haklarını teminat (teminat bir taviz değildir; taviz olarak görenler teminat kelimesinin sözlük anlamını anlamayacak kadar da kötü niyetlidir) altına alan Lozan Antlaşması’nın 42. Maddesi, Medeni Kanun’un kabul edilmesinden sonra anlamını yitirmiş ve gayrimüslimler de vatandaşlık bağları ile “Türklük”lerini kabul etmiştir. Gücümüz vardı; ama gücümüzü kırmak için Sevr’ciler iş başında. Tekrar seçim sonuçlarına bakıyorum ve “Ben Türk’üm” diyemeyen Kürt-İslam faşistlerinin el ele Meclis sıralarını doldurduklarını görüyorum. Amaçları, Lozan Antlaşması’na karşı Sevr Antlaşması’nı işletmek, ülkeyi eyaletlere bölmek ve ülke kaynak ve ekonomisini yurtdışına devretmekten başka bir şey değil. Amaçları, Lozan Antlaşması ile yok ettiğimiz kapütilasyonları tekrar işler hale getirmektir. Nereden mi biliyoruz? Geçtiğimiz beş sene bunu göstermiyor mu? Peki çözüm ne? Seçimde istenen sonuç çıkmadı; Kürt-İslam faşizmi, bir beş yıl daha başta kalacak diye karalar mı bağlayacağız? Çözümü Atatürk 81 yıl önce Söylev’de söylemiş “En büyük gücümüz, en güzel dayanağımızı, ulusal egemenliğimizi elde etmiş, onu eylemli olarak halkın eline vermiş ve halkın elinde tutabileceğimizi yine eylemli olarak tanıtlamış olmamız idi.” Yani tekrar ulusal egemenliğimizi elde etmemiz gerekiyor. Bunun için içerideki ülke satıcıları ve dışarıdaki işbirlikçileri ile mücadele etmemiz şarttır. Bunun için ulusal sol güçler Milli Mücadele altında toplanmalıdır. İşte o zaman 2. Kurtuluş Savaşımızı kazanabilir ve sonra da 2. Lozan Antlaşması ile tüm dünyaya haklarımızı tekrar tanıtırız.
|