| Kaya Ataberk |
Ergenekon gölgesinde
Medya savaşları ve Bilindiği gibi ülkemizde büyük medya kuruluşları yıllardır büyük sermaye çevrelerinin temsilcisi ve tetikçisi olarak vardırlar. AKP’nin faşist uygulamalarına başlamasından ve kendisi dışındaki tüm güçleri tasfiye etmeye girişmesinden önce bu çevrelerin sayısı şimdikine göre oldukça fazlaydı. Cem Uzan, Dinç Bilgin, Turgay Ciner, Aydın Doğan, Mehmet Emin Karamehmet gibi patronlar birbirlerine zaman zaman savaş açmakta ve kapışmaktaydılar. Ancak AKP faşizminin medyada da ortalığı silip süpürmeye başlamasıyla beraber önce Cem Uzan tasfiye edildi. Uzan giderken diğer patronların tümünün bir zil takıp oynamadığı kalmıştı hatırlanırsa. Ne de olsa Uzan AKP’ye açıktan karşı çıkma hatta bir de parti kurarak siyaseten de mücadele etme günahını işlemişti. Bu nedenle Tayyip Erdoğan’ın onu ortadan kaldırmak istemesi normaldi. Uzan’ın tasfiyesi ise diğerlerinin ancak işine gelirdi. Kardeşlerinin katledilmesine sevinen taht varisleri gibi onlar da bir gün sıranın kendilerine gelebileceğini hiç düşünmediler. Ancak AKP’nin Uzan’ın tasfiyesiyle durmayacağı açıktı. Malumunuz faşizm kapkara bir tek renkten ibaret bir rejimdir ve kendisi dışında kimseye yer vermez. Bu durumu sağlamak için de her yönteme başvurur. Zamanla Türkiye Bilgin, Ciner gibi patronların da sahneden birer birer çekildiğini ve bunların gazetelerinin de Fethullahçıların eline geçişini izledi. Artık medyada hakim ses Şeriatçı sermayenin sesiydi ve bu ses de artık sadece Vakit, Zaman, Yeni Şafak üçlüsünden ibaret değildi. Sabah, Star, Bugün gibi birçok gazete bugün bu koronun parçasıdır. Geriye kalan Aydın Doğan ve Karamehmet de tam ne yapacaklar diye beklenirken birden kendi aralarında bir savaşa tutuşuverdiler. Yeni Şafak, medya savaşını tetikledi Doğan ile Karamehmet arasında çıkan yeni medya savaşının tetiklemesini ilginçtir ki bu iki güçten biri gerçekleştirmedi. Tetikçilik bizzat AKP’nin yarı resmi organı Yeni Şafak tarafından yapıldı, Yeni Şafak 13 Ağustos’ta “Pamukbank Diyalogları” manşetiyle tartışmanın ilk adımını attı. Yapılan haber, Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınanlardan bir ismin evinde DSP-MHP-ANAP koalisyonu döneminde yapılan Pamukbank’a el koyma operasyonuyla ilgili olduğu iddia edilen kayıtların dökümüyle ilgiliydi. Bu diyaloglar Ali Vural ve Veli Dural isimli iki kişinin arasında geçen telefon konuşmalarıydı. Konuşmada biri Aydın Doğan’ın aracısı, diğeri de BDDK üyesi olan bu iki kişi Pamukbank’a devlet tarafından el konulmasının Aydın Doğan’ı memnun etmek ve Karamehmet’i zor durumda bırakmak için yapıldığını açık eden konuşmalar yapmaktaydılar. Kendilerinin alacakları payları ve “Aydın Bey”in kendilerini unutmayacağını konuşan bu iki zat daha sonra olayı kutlama planları yaparak, kahkahalara boğulmaktaydılar. Kayıtlarda bu kişilerin dışında Mesut Yılmaz ve dönemin BDDK Başkanı Engin Akçakoca’nın da konuşmalarının olduğu ilerleyen günlerde anlaşılacaktı. Yeni Şafak’ın yaptığı haberin hemen ardından Sabah ve Akşam gazeteleri olaya huşu içinde sarıldılar. Özellikle Akşam Gazetesi ve genel yayın yönetmeni Serdar Turgut patronlarına atılan bu kazığa o kadar içerlediler ki tüm gündemi bırakıp bu işle uğraşmak dışına çıkmadılar. Tam herkes iyi de bu Ali Vural’la, Veli Dural da kim oluyor diye tartışırken, Hürriyet Doğan Holding’de böyle birisi çalışmadı diye yazarken Serdar Turgut bir anda bu isimlerin rumuz olduğunu, gerçek kişilerin Ertuğrul Özkök ve o zaman BDDK yöneticisi olan Teoman Kerman olduğunu ima eden bir yazı yazdı. Böylece savaş kızıştı ve ortalık toz duman oldu. Şeriatçı basın ise birbirini kıran Doğan ve Karamehmet’i zevkle izlemeyi tercih etti. Bu savaşın bize anlattıklarına geçmeden önce etrafında bunca fırtına kopan şu Pamukbank olayını bir hatırlayalım… Pamukbank olayı neydi? 1990’lı yıllarda tüm büyük sermaye çevrelerinin kendilerine ait bankalar kurmaya başladıkları dönemde bir taraftan da genel olarak halkın “hortumlama” olarak adlandırdığı usulsüz kaynak aktarımı olayları da artmaya başlamıştı. Özellikle 1980’li yıllarla ve Özal’la beraber liberalleşen bankacılık sistemi aslında tam anlamıyla büyük sermayenin vurgun yapmasına uygun bir yapıda düzenlenmişti. Bunu fırsat bilen tüm kapitalistler de bir banka sahibi olmanın yolunu buldular ve bu bankaların tüm kredi olanaklarını kendi holdinglerinin şirketlerine aktararak bu bankaların içini boşalttılar. Sistem bu yükü daha fazla kaldıramayınca BDDK kurularak sistem denetim altına alınmaya çalışıldı. İşte Pamukbank’a el konulması da bu olayların bir parçası olarak ortaya çıkmıştı. Pamukbank’a el konulup TMSF’ye devrindeki en önemli iddia da “bankanın kaynaklarının bankanın emin olarak çalışmasını tehlikeye düşürecek biçimde bankanın sahipleri lehine kullanılması” olarak ortaya atılmıştı. Pamukbank’ın Karamehmet’in elinden çıkması doğal olarak rakibi Aydın Doğan’ın son derece işine gelen bir durumdu. Bugün çıkan tartışmada Akşam kendi patronunu savunmak adına yapılanın bir el koyma değil “gasp” olduğunu savunurken Doğan grubu da Karamehmet’in hortumculuğu ile ilgili haberler yapıyor. Hürriyet olayı “BDDK, Karamehmet’in bankasına el koyduğunda Pamukbank’ın toplam kredi limitlerinin yüzde 69’u Karamehmet’in kendi şirketlerine gitmişti. Yani Banka, sahip olduğu her 100 liranın 69 lirasını patronunun şirketlerine kredi olarak vermiş açıkçası para Karamehmet’in cebine gitmişti” şeklinde duyurdu. Akşam’ın patronu Karamehmet’in borazancılığını yapması gibi Hürriyet de Aydın Doğan’ın istediği türküyü söylüyordu. Olayın bu aşamasından sonra artık tarafların karşılıklı olarak birbirlerinin pisliklerini ortaya döktükleri bir savaşa dönüşmesini izliyoruz. Doğan ve Karamehmet’in savaşı neyi anlatıyor? Doğan ve Karamehmet arasındaki kavga bir medya meydan muharebesine dönüşünce iki tarafından tüm pislikleri, vurgunları, rezaletleri bu meydana saçılıverdi. Karşılıklı yapılan haberler ve yazı dizileriyle süren tartışma, sık sık Ertuğrul Özkök ve Serdar Turgut’un da olaya karışmasıyla daha da renklendi! Akşam’ın “Pamukbank gaspı” çerçevesinde yaptığı saldırının misillemesi Hürriyet’te Nerdun Hacıoğlu imzasıyla çıkan “Bunu da mı Aydın Doğan yaptırdı?” başlıklı haberle geldi. Haberde; “İnterbank’ı Cavit Çağlar’a satışı sırasında paravan şirketler aracılığıyla hortumladığı 250 milyon doları, faiziyle birlikte 553 milyon dolar olarak TMSF’ye ödemesi gereken Karamehmet, şimdi de Rusya’da sıkıntılı günler yaşıyor. Rus yetkililer ‘iş güvenliğine önem vermiyor’ diyerek Karamehmet’in inşaat şirketi Baytur’un iş lisansını dondurdu” deniliyordu. Ayrıca, Karamehmet’in Turkcell’in Rus ortağıyla da kavgalı olduğunu duyuruyordu. Akşam da buna karşılık, “Pamukbank gerçekleri” başlığıyla bir yazı dizisi başlatarak el koyma olayı için dönemin Başbakanı Ecevit’e zorla belge imzalatılmaya çalışıldığını yazıyordu. Hürriyet’in Rusya haberini ise asparagas diyerek geçiştirmeyi tercih ediyordu. Bu sırada Yeni Şafak, Akşam’ın yardımına yetişip DSP milletvekili ve Ecevit’in eski koruma müdürü Recai Birgün’le röportaj yaparak Kemal Derviş, Mesut Yılmaz ve Hüsamettin Özkan’ın gizli toplantılar yaptığını ve Ecevit’i devirmeye çalıştıklarını yazıyordu. Akşam da özellikle bu üç ismi Aydın Doğan’a yardım etmekle suçlayarak paslaşıyordu. Doğan’ın diğer gazetesi Milliyet ise; Karamehmet’in mahkemelerde zimmet ve emniyeti suistimal davalarından toplam 26 yılla yargılandığını açılayarak karşı tarafın salvolarını karşılamaya çalışıyordu. Akşam da tabi yine boş durmadı ve Doğan grubuna ait POAŞ’ın akaryakıt dağıtım ve satışında usulsüzlükten aldığı 500 milyon YTL cezayı gündeme getirdi. Ardından da Aydın Doğan’ın POAŞ’ı satın alırken yaptığı usulsüzlükleri gündeme getirdi. Akşam Aydın Doğan’a bir ad da bulmuştu: “Tek kuruş ödemeden banka sahibi olan adam”. Burada da; “Aydın Doğan’ın banka sahibi oluşunun öyle bir hikayesi var ki dünyada örneği yoktur. İş Bankası’nın satışa çıkardığı Dışbank’ı, Frankfurt İş Bankası’ndan gelen ballı krediyle satın aldı, cebinden hiç para çıkmadan banka sahibi oldu” haberini yaparak Aydın Doğan’ın da en az kendi patronları kadar hortumcu olduğunu kanıtladılar. İşin daha da komik tarafı Akşam Aydın Doğan’ın, Hürriyet de Karamehmet’in sanık sandalyesindeki fotoğraflarını da karşılıklı koz olarak kullandılar. Nasıl ama tam bir “tencere dibin kara seninki benden kara” kavgası değil mi? Sermayenin nasıl bir pislik içinde yüzdüğünü anlamak için bu kardeş kavgasının değerini de teslim etmemiz gerekli. Bir taraftan da o sanık sandalyesini boylamamak için AKP’ye yapılan yalakalıkları da izlemeliyiz. AKP’ye yaranma yarışı Serdar Turgut’un “Ergenekon’da adı geçen herkesten nefret ediyorum” diyerek Yeni Şafak’ta hizaya gelmesi ve Ertuğrul Özkök’ün Tayyip Erdoğan’la arayı sıcak tutma çabaları geçtiğimiz haftalarda yakından izlediğimiz gelişmeler oldu. Ancak son yaşanan savaşta Serdar Turgut başta olmak üzere tüm Akşam tayfasının AKP’nin icraatlarını yüceltmek için neler yaptığına da şahit oluyoruz. Bakın Akşam, Pamukbank olayını nasıl ele alıyor: “Devir değişti. Türkiye geçmişiyle hesaplaşıyor. Orgeneraller bile gözaltına alınıp tutuklanıyor. Bu en çok Aydın Doğan’ı korkuttu. Eski defterler başına iş açacak”. Bunun yanısıra Serdar Turgut da “Medya da temizlenecek” başlıklı yazısında Ergenekon soruşturmasıyla Türkiye’nin arındığını iddia edecek kadar ileriye gitti: “Her kurum temizlenme sürecine girdi. Medya geçmişiyle hesaplaşmaya yanaşmıyor. Ülkenin temizlenmesi aydınlık bir geleceğe doğru yürümesi, medyanın da temiz olmasına bağlı. Kirliliğin ana oyuncuları da bu gerçeğin farkında”. Yazının devamında ise Tayyip Erdoğan’a övgüler yağdırmayı da ihmal etmeden; “Bu nedenle ülkede bir çok önemli olay olurken (örneğin Başbakan çok önemli bir barış misyonu tamamlamışken, İran ile önemli adımlar atılmışken) ben bir ‘Gündem’ yazısını daha medyada temizlik olayına ayırmaktan çekinmedim” diyordu. Bu kendini beğendirme çabasının dışında Serdar Turgut’un Aydın Doğan’a verdiği “sıra size geliyor” mesajı da bir gerçeğe değinmek açısından önemlidir. Ergenekon, Aydın Doğan’a mı uzanıyor? Bilindiği gibi Ergenekon soruşturması kapsamında ortaya atılan telefon dinleme kayıtlarını çarşaf çarşaf yayınlayan medyanın bir kanadı da Doğan Grubuydu. Ertuğrul ve ekibi gerçekten de ilk kez kendileriyle ilgili bir kayıt ortaya çıkınca panikleyerek kayıtların sahte olabileceğini hatırladılar. Bunu yaparak da aslında kendi çifte standartlı yaklaşımlarını ele vermiş oldular. Bakın Ertuğrul nasıl da feryat ediyor ve faşizm eleştirisi yapıyor: “Herkesin ismi açık. Mesut Yılmaz, Kemal Derviş, Aydın Doğan, Engin Akçakoca... Nedense asıl konuşmayı yapan iki kişinin hayali olduğu anlaşılınca, ertesi gün Babıali Goebbels’leri tarafından ‘kod’a, ‘rumuz’a çevriliyor... Yine de bu sahtekarlıkların ortaya çıkmasının bir yararı var. Ergenekon Dosyasına konan yüzlerce sahte belge bize şunu gösterdi. Bu ülkede belge üretme çeteleri de varmış. Bence Savcı bu çetelerin de üstüne gitmeli”. Tabi Zekeriya Öz de Ertuğrul’un bu arzusunu geri çevirmez, değil mi?! Ertuğrul, “Babıali Goebbels’leri”ni faşist propagandacının daha büyüğüne sığınarak tehdit etmeye çalışıyor ama nafile... AKP’nin kurduğu faşizm ne sana acır Ertuğrul ne de patronuna... Artık gerçekten sizler için de çanlar çalmaya başladı. Dememiş miydik faşizm kendisini tepeye taşıyan büyük sermayeyi de tasfiye eder çünkü o bir avuç küçük faşistin saltanat rejimidir diye? Herneyse siz kendi çıkar kavganıza devam edin. Nasıl olsa yakında ne siz olacaksınız ne de kavga ettiğiniz rakibiniz. Faşistlerle, devrimcilerin mücadele kutbu olarak karşı karşıya kaldıkları anda siz çoktan bitmiş, tasfiyeye uğramış olacaksınız. O nedenle siz kavganıza bakın. Diğer taraftan isterseniz gelin bir de Şeriatçı basın bu olaylar karşısında ne yapıyor bir de onu görelim. Şeriatçılar, kavgayı tetiklediler, zevkle izliyorlar Başta da belirttiğimiz gibi bu sefer kavgayı başlatan Aydın Doğan ya da Karamehmet olmadı. Tetiği Yeni Şafak aracılığıyla bizzat AKP çekti. Bu nedenle bu seferki kavga önceki basın kavgalarından nitelik olarak da farklı. Bu kez en tepedeki güçlerin bile tasfiye olacağı bir olay başlatıldı. Doğan ve Karamehmet kavga ederken Şeriatçılar ve AKP ise olayı şimdilik oluruna bıraktılar, bu kayıkçı kavgasını kahkahalarla izliyorlar. Tabi ki bu seyircilik sadece şimdilik. Ortam belli bir kıvama geldiğinde Doğan’ın da Karamehmet’in de ipini çekmek üzere hazırlanıyorlar. Bir taraftan da Zaman gazetesinde Ekrem Dumanlı, basın ahlakı dersleri vermeye de kalkışabiliyor. Dumanlı son yazdığı yazısının başında bir tarif yapmış: “Gazetecinin kötüsü bitiş çizgisinin görünmesiyle sağa sola saldırandır”. Sanırız ki o Ertuğrul Özkök’le, Serdar Turgut’u eleştirmeye kalkışmış ama yazının aşağıdaki kısmını okuyunca biz kendisini anlattığını farkettik: “...Ne var ki Türkiye’de bilgisi ve görgüsü itibariyle çıtası, yüksek tartışmalara yetmeyenler kendilerine de, ülkeye de, mesleğe de zarar veriyorlar. Bir adam kendine foseptik rolü biçiyor ve üzerine taş atılması için yanıp tutuşuyorsa bazen satır aralarından bir bahane uydurup birilerinin üzerine kendinden bir şeyler sıçratmaya çalışıyorsa bu kişinin ciddiye alınmasını beklememek lazım”. Ne diyelim, yılların müstehcen yazarı bugünün Fethullahçı namzedi Serdar Turgut bile bu satırlardan ders alabilir herhalde... Olayın nihayetine geldiğimizde bugün Karamehmet ve ekibinin, AKP’nin desteğini arkasına alarak gönül rahatlığıyla davrandığını görmekteyiz. Ne güzel çok yakında rakibi Aydın Doğan’ı Ergenekon sanık sandalyesinde bile görebilecektir belki de... Ancak bizce Karamehmet de çok fazla sevinmemeli. Bugün Karamehmet destek buluyor olabilir ama faşizmin kendisine karşı yapılan en ufak bir hareketi bile unutmayacağını bilmelidir. Gerçekten de AKP’nin hafızası ne Güler Kömürcü olayını unutur, ne de Serdar Turgut’un bile AKP’yi eleştiren “vatansever” günlerini. Burada Fehmi Koru’nun Yeni Şafak’taki köşesinden yazdıklarına da Karamehmet ve Serdar’a bir hatırlatma olarak biraz inceleyelim. Koru, Pamukbank’a 2002’de yani AKP’den önce el konulduğunu, Yapı Kredi Bankası’na ise AKP döneminde gündeme gelmesine rağmen el konulmadığını belirtiyor. Yani aslında Karamehmet’i biz kurtardık diyor ve ekliyor: “Bir patron rakibinin zor duruma düşmesine sevinesbilir, kapitalizmin mantığında bunda şaşılası bir yan yok. Esas şaşırtıcı olan şudur: Zor duruma düşürülen patron nasıl olur da kendisini kurda kuşa yem etmeye yanaşmayan bir iktidarı sarsmak için her süfli yola başvuranlara kendi medya organlarında ısrarla destek verir? Bu nasıl bir kapitalist mantıktır? Bu sorunun cevabını ‘Patronlar kendilerini asacak ipi kendileri satarlar’ diyerek Lenin vermişti aslında”. Bilirsiniz Şeriatçılar genelde, geçtiğimiz yıl Bülent Arınç’ın da belirttiği gibi, Lenin’in sadece ölü halini sevdiklerini söylerler. Fehmi Koru gibi birisine bile Lenin’den alıntı yaptıracak kadar ciddi bir “patron düşmanlığı” vardır aslında ortada. Ancak bu düşmanlık güdülecek patronlar asla Albayrak ya da Çalık değildir. Onlar Şeriatın, AKP faşizminin öz evlatlarıdır. Onlara daha çok yer açmak için, Şeriatçı sermayenin saltanatının pekişmesi için artık sizin ortadan kalkmanız gerekli Aydın Doğan ve Karamehmet! Şimdi bir kez daha düşünelim. Aydın Doğan’dan ya da Karamehmet’ten AKP’ye karşı zaman zaman medet umanlar mı daha zavallı yoksa bu medet umulanlar mı?
|