| Mustafa İzberk |
Atatürk’ü de şifrelere gömmek
Sayın Hulki Cevizoğlu, Kanaltürk’teki 25 Ocak 2008 günlü ‘Ceviz Kabuğu’ izlencenizin konuğu Atatürk Üniversitesi öğretim üyesi Sayın Tahsin Parlak’ın (sözde, M.İ.) “MU” anakarası (Ar. Kıta) üzerine anlatımlarını izledim. Sayın Parlak, bu konuda uydurmacalara yaşam tanıyan kimi yazarlar gibi davranarak, “Ön Türk uygarlığının günümüzden 70 000 yıl önce Büyük Okyanus’u kaplayıp sonra yok olan bu (sözde, M.İ.) anakaradan/uygarlıktan doğmuş olduğunu” bizlere aktardı. Ayrıca bu sözü edilen savın esoterik-batınî (Tür. içgizsel) olduğunu ekledi. Ne ki, Türklük bir de Yeryuvarı tarıihi için çok ağırlıklı, çok gerçek olguları ortaya koyan bu konuşmanın içine yarı söylencesel, yarı kurgusal, yarı sömürgen-kanımca, Türk uygarlığının kökenini 1930’lu yıllarda İç Asya’dan alıp, ABD’ye yakın olan Okyanusya’ya aktaran- bir “MU kıtası” öyküsünü de katamadan yapamadı. Konuk konuşmacı bununla da yetinmedi.. Atatürk’ün, Amerika Kızılderililerine ilişkin, 20. yy. başında ABD’de basılmış kimi kitapların, Meksiko elçiliğimizden maslahatgüzar Mayatepek’in yaptığı çevirilerini getirttiğini de vurguladı. Böylelikle Atatürk’ün bu öyküye inandığını söylememiş olsa da, dolaylı yoldan O’nu da bu öyküye katmış oldu, katmaması gerekirdi… Gerçeklere gelince: Gerçekleri bir ölçüde ‘Türk Solu’ günlüğünde1 (Fr. gazete) daha önce yukarıdaki başlık altında yazmaya çalışmıştım. Bir örneğini size sunuyorum. Ancak, o kısıtlı sayfalarda aktaramadığım kimilerini de bugün ortaya koyacağım: Würm buzulu dönemi yeryuvarı haritasını incelediğimizde görürüz ki, buzulların tümü eridiğinde Güneydoğu Asya ile Avustralya, Okyanusya kıyıları da sular altında kalmış, deniz yüzeyi 165 m. Yükselmişti. İşte tarihsel çağlarda yaşanmış tek, bütüncül, yuvarsal (Ar. Kürevî) su baskını bu olgudur. Son Buzul Çağı’nın bitme süreciyle başlayan erime, bütünüyle yerele de yansır. Bu yerel yansımaya ülkemizden bir örnek, Karadeniz sularının, o çağda Marmara’nın yerinde bulunan göle, sonra da Ege’ye Marmara’yı ve Boğazları oluşturarak akmasıdır. Bu olgunun bilimsel araştırmalarla kanıtlanmış olması yanında, açık, ussal, nedenleri vardır. Karadeniz, o aşamadan önce, Kuzey Asya ile Himalaya buzullarının erimeleriyle oluşan İç Asya denizlerine Azak denizi, Uyula (Don), At-Oğula (Volga) ögüzleri (Ar. nehir), Uçığıltır (Hazar) Köl’ü ile bağlanmış. Bu doğrudan buzullardan kaynaklanma olgusu, Karadeniz’in düzey yükselmesini Ege’ye göre hızlı kılmış. Taşma yönü Karadeniz’den Ege’ye doğru olmuştur.2 Bu binlerce yıllık süreç, bugün bir anda olup bitmiş bir olay gibi bir de ters yönde, dramlaştırılarak ortaya sürülmektedir. ‘National Geographic’ kanalı belgesel(!)lerinden biri, Ege’nin Karadeniz alanının ortasındaki küçük göl çevresinde, geniş topraklarda yaşayanların üzerine (90 gün süreyle, 100 m. yüksekten) Boğaziçi genişliğinde, dev mi dev bir çağlayan biçiminde akarak, önüne gelen her nesneyi sürükleyip götürdüğü gibi soluk kesen bir öyküdür! Atatürk, (dilci) General Mayatepek’i dil araştırmaları yapmak üzere Meksiko’ya göndermişti. Mayatepek, araştırmalarını yazanaklar biçiminde Atatürk’e sundu. Bugüne değin bilinen 14 yazanaktan, erişebildiğimiz 8’inden 6’sı Meksika, Orta Amerika, Teksas, Bolivya, Peru, Arjantin, Güney Amerika’nın kimi yerli dillerinden Türkçe’ye birkaç yapraklık sözlükçeler. I’i Aztek piramitleri, İnka tapınakları üzerine. Yalnızca I’i -7 sıralı- Mayatepek’in Amerikalı Albay Joseph Chunchward’ın kitaplarından birinin çevirisi (sözde, “MU”) anakarasına ilişkindir. Atatürk’ün ereği, Kızılderililer, onların dilleri üstüne bilgi idinmek, onları Türkçe’yle karşılaştırmak, yakınlılar bulmaktı…3 7 sıralı yazanakta yer alan, Büyük Okyanus’un hemen hemen yarı alanından çoğunu dış sınır olarak gösteren, alt yazı olarak “Bu adalar, jeolojik incelemelere (? M.İ.) göre batan MU kıtasının parçalarıdır” yazan hartadaki Guam, Havai, Tahiti, Tonga, Fiji ile daha başkalarının çevrelediği (sözde) anakaraya ait Büyük Okyanus’un ortasında birer benek (Ar.nokta) gibi kalan bu adacıların- son kerte engebeli bir deniz içi yapısına sahiptirler, çoğu yanardağ- bu denli eğimli yapılarda buzul erimesi sonucu, 165 m. derinlikte ne boyutta toprağını su basar? Gene aynı ölçüde bir benek olmaktan öte?.. Oysa Albayın imgelemi, bu binlerce adanın tümünü kapsayan bir “yeni” anakara alanını bir de onun Okyanus’a gömülme öyküsünü öngörmektedir…
Günümüz Okyanusya hartasına baktığımızda da bu uzak adaların orada birer benekçikten başka bir nen olmadığını görürüz. Bu benekçikler denizin çekilmesiyle bir nokta denli genişlemezler ki, denizden su bastığında uygarlık yıkılsın?.. hem de 365 gün yazı yaşayan bu cennet adalarda Okyanus, bin bir çeşit ürün; ağaçlar, tonlarca yemişi -pek de çalışmaya gerek kalmadan- kişioğluna sunuyorsa burada uygarlık nasıl doğsun? Uygarlığın yalnızca “Eski Yeryuvarı’nda” büyük akarsu kıyılarında, kişi emeğiyle, beynin gelişmesiyle binlerce yılda oluştuğunu biliyoruz. Bir de kişinin, onun uygarlığının bir ağacın dalları gibi aşama aşama Afrika’dan başlayarak tüm yeryüzüne -sonunda Okyanus ortasındaki adalara da- ulaştığın belirtelim. Tersi değil… Albayın bilgisi içinde olmayan en önemli tekçil su baskını olgusuna bu kez bir Son Buz Çağı hartasına bakarak tanık olalım: Böyle bir hartada çağın doruğu -20 000 yıllarında şu görünüme rastlarız: Kutuptan aşağı Asya, Avrupa, Amerika’nın kuzey bölgelerinin buzullarla kaplı olduğu bu dönemde, eksilen su okyanusları küçültmüş, tüm yeryüzünde olduğu gibi, Asya ile Avustralya kıyıları da denizin çekilmesiyle - Batı Okyanus adalarını birbirine bağlayacak biçimde -genişlemiştir. Bu da günümüzde tümü ada olan bu karaları Asya’ya bağlı duruma getirmişti.. Borneo, Cava bölgesiyle Yeni-Gine arası bağlanmamıştı, arada bir boğaz kalmıştı. Demek ki, son buzul çağından başlayarak erime sürecine değin kişi, Avustralya’ya ulaşabilmiştir- yaya olarak, sallarla- (g.ö. 50 000) G.Ö. 3 000 000 da -bu süre, kişi (Ar.insan) türünün Yeryuvarı’nda belirme tarihidir de- başlayan yerbilimsel evreye ‘Buzul Çağı’ (Pleistosen) diyoruz. Bu evrede anakaralarda 4 kez buzul dönemi yaşandı. Bu da bize niçin Borneo’da kişinin belirişinin - 1 800 000’de, Avustralya’da - 50 000’de, Batı Okyanus Adaları’nda - 33 000’de olduğunu açıklar. Buralara, kişi soyunun Son Buzul Çağı’ndan (Würm) öncekilerde gelmiş olduklarını gösterir. -18 000/-12 000 arasında, 6000 yıllık bir süreyi alan erime olgusu kuşku yok ki, toplumların ortak belleklerinde bir iz bırakmaksızın onların yaşamlarını etkilemiştir. Nedeni: Bu uzun süre boyunca toplumlar da içinde olmak üzere her nenin değişmesi, var ya da yok olması, yazısız bir evrede, Taş Çağı’nda yaşanıyor olmasıdır- Bir ölçüde buzulların erimesinden önce Bering Boğazı’nın Asya’dan Amerika’ya geçit vermesi Kızılderili toplumlar üzerinde bir iz bırakmıştır. Albay, dört kitapta toplam 1314 sayfa boyunca bilgilerimiz dışı binlerce sav öne sürmektedir. Bunlardan gerçeklerle uydurmaları ayırt etmek geniş bilimsel çalışmaları gerektirir. Oysa, bizlere erişen şu birkaç konu bile Albay’ın tutarsızlığının birer anıtıdır. Ona göre: “MU anakarası toplumu Uygurlar (?, M.İ.), Hindistan, Akat, Sumer, Anadolu ülkelerinin.. Etiyopya, Sudan, Nube, Yüksek Mısır, Kara Afrika’nın egemenleri olmuşlar, oralara büyük uygarlıklarını götürmüşlerdir” (!) 4 Yeryüzünde hiçbir ada yoktur ki, uygarlık bu adadan çıkıp yuvara (AR.küre) yayılsın. Avustralya’da beyazlar geldiğinde orada ilkel Aborjinleri gördüler. Uygarlık, Kıbrıs’a, Girit’e Anadolu’dan geldi. Japonya’ya uygarlık Çin’den geldi. Romalılar Britanya’ya çıktıklarında kişiler göl evlerinde yaşıyorlardı. Sicilya bugün bile İtalya’nın geri kalmış yöresinden başka bir nen değil. Albay ise bu gerçeği tersine çeviriyor.. imgesel “MU” adasını uygarlığın özeği sayıp tüm bu toplumlara uygarlık götürdüklerini savlıyor. “MU anakarası” ona göre hem 24 saat içinde yok olmuş, hem de bu sürede adadan kaçanlar Eski Yeryuvarı ile Yeni Yeryuvarı’nın başlıca ülkelerinin yolunu tutup oralara uygarlıklarını taşıyabilmişler bg.bg… (4) Şimdi de Doğu Asya/ Batı Okyanusya ekseninde ilk kişi yerleşimlerini inceleyelim: - Çin, yakın adalar, Borneo’da içinde ilk yerleşim g.ö. 1,8 milyon yıl. 5 -Asya anakarasında avcı-toplayıcılar,- 10 000/- 4000. -Tayland, Kuzey Viyetnam’da Bronz Çağı, -1500/-500. -Avustralya, Yeni-Gine’de ilk yerleşimler, -50 000/-5000. -Batı Okyanus adalarında ilk yerleşim, -33 000/. -Uzak Okyanus adalarında ilk yerleşimler, -2000. Görülüyor ki kazıbilimsel çalışmalara göre, Asya’dan Avustralya’ya ilk göç -50 000 ile -5000 yılları arasında olmuş. Bu tarihler Taş Çağı’yla örtüşüyor. Demek ki, Taş Çağı kişisi Avustralya’ya 45 000 yıl içinde göçmüş. Albayın savladığı gibi Okyanus’ta -70 000’de çok yüksek bir uygarlıktan geçtik, kişioğlu bile yokmuş!.. İlk kişinin oralara gelebilmesi için daha 20 000 yıl beklemek gerekecekmiş. Kaldı ki, yalnızca Avustralya için bu böyle.. Batı Okyanus adalarında bunun için 37 000 yıl, tüm yeryüzündern yalıtılmış Uzak Okyanus adaları için 68 000 yıl beklemek gerekmekte!.. O çağlarda Asya’daki uygarlık düzeyini kavramak için bir de, bir bilim kişisine başvuralım: “Pleistosen Çağının orta döneminde Afrika’nın tümünde, Fransa-Bangladeş arası çizginin -Karadeniz çevresi de içinde olarak- güneyde Acheul alet (dilgilenmiş taşlar) yapma geleneği varken, çizgi dışında daha yoktu”.6 (tüm yeryüzünde, Okyanus adalarında da, M.İ.) 7 sıralı yazanak bir Güney Amerika hartasını da içeriyor. Bunda anakaranın tam ortasında bir deniz var, Amazon nehrinin çanağını kaplamakta.. adı: “Amazon denizi” (? M.İ.). bu denizin bir ucu Atlas Okyanusuna açılırken, öbür ucu da “And Dağlarını delip geçen bir kanalla” Büyük Okyanus’a açılmış. “MU” dan çıkan karaderililer (Onlar Uygur değiller miydi!), Atlas Okyanusu’nu kaplayan ikinci bir -sözde- anakaraya (Atlantis anakarası) uğrayıp, oradan da Afrika’ya göçüyorlar... Ne öykü ama!?. Albay, bu hartaya şöyle bir alt yazı koymuş: “25 000 senelik eski olan bu harita, Tibet’in garbındaki manastırların birinde mevcut pek eski bir tabletten alınmış olup (…)” (4) Coğrafya atlasına bakıyoruz: Koca anakarayı küzeyden güneye aşan bu yeryüzü ölçeğindeki dev sıradağ en az 3000m. yükseklikte uzayıp gidiyor. Acaba hangi güç böylesi bir sıradağda deniz yüzeyine geçit verecek bir kanal açabilmiş olabilir? Bir de bu kanal Peru ülkesinin neresinde durup durmakta?.. Anlaşılan Taş Çağı kişileri yeryüzü hartaları yapıp, bu ünlü dağları yarmayı başarmışlar ya da - yaşamının 50 yılını bu işlere adamış- Albay, yaşam boyu bir Güney Amerika hartası görmemiş!?. Öyleyse, anakaraların çökmesi, okyanusların-imge (Ar. hayâl) ürünü- iki anakarayı (“MU” ile Atlantis!) örtmesi olayı yoktur. Albay, yüz milyonlarca yıl önce yerbilimsel çağlarda var olmuş olgulardan esinlenip bunu Taş Çağı’na taşımıştır.. tam bir çağ kaydırma (Fr. anakronizm) örneğidir. Atatürk, ilgili bölümlerini Tahsin Mayatepek’e çevirttiği ABD’li Albay Churchward’ın üç kitabının kimi bölümlerine birkaç not düşmüştür ki bunlar da O’nun -sözde- MU kıtası’na inanmış olduğunu değil; tersine, çevirileri eleştirel bir gözle incelediğini, bu kurmacaya inanmadığını gösterir kanıtlardır!.. O, “Mu’nun Mukaddes Sembolleri” adlı kitabın çevirisine şu imleri koymuştu: -Bir bölümcede geçen “İlk din kayıtları 70 000 seneden daha evvel bir zamana aittir” anlatımında 70 000 sayısının üstünü çizerek karşısına “?...” imlerini koymuştu. “Kaybolmuş MU Kıtası” adlı kitabın çevirisine de şu notları düşmüştü: -Churchward’a yönelterek- bir bölümcenin yanına: “Nasıl anladın?”. -Başka bir bölümceye “Demek ki MU, bir kıta değil, bir ilâhtır!”. -Bir bölümcedeki “mechul Uygurlular” sözcükleri karşısına “Çok malûm!” 7 “Saygılarımla” 1. Mustafa İzberk, “Atatürk’ü de Sırlara, Şifrelere Gömmek!..” Türk Solu, s.94,sf.18,2005,İstanbul.
|
||||||||