25.08.2008/Sayı:201
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Yön
Türkiye
Dünya
Söyleşi
Şiir
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Yön İnan Kahramanoğlu

Ergenekon ve
solun liberalizmle imtihânı

Murat Belge

Ergenekon operasyonu ile birlikte iyice netlik kazanan sol içindeki yarılma derinleşerek sürüyor. Sol içindeki bu ayrışma aslında 2002 yılında AKP’nin iktidara gelişi ile belirginleşmeye başlamıştı. Bu andan itibaren sol içinde “liberal-AKP ittifakı” gibi bir ucube tanımlama ortaya çıktı. Ergenekon davası ile birlikte süreç oldukça hızlandı ve ayrışma tümüyle su yüzüne çıktı.

Dolayısıyla tartışma yeni bir tartışma değil ve dahası sadece Ergenekon’la da ilgili değil. Hürriyet gazetesinin “Sosyalist solda Ergenekon çatlağı” başlıklı haberi, Murat Belge’nin Taraf gazetesinde yazdığı üç yazı, Sungur Savran’ın Radikal İki’deki değerlendirmesi ve Ertuğrul Kürkçü’nün Milliyet’ten Devrim Sevimay’a verdiği ropörtaj ile ortaya çıkan durum, tartışmanın çok da dinecek gibi olmadığını, şiddetini arttırarak süreceğini gösteriyor. Buna bir süredir devam eden Taraf ve Birgün gazeteleri arasındaki kavgayı da eklemek gerek ki bu kavganın da gerilim düzeyi epeyce yükselmekte.

Tartışmanın bu kadar şiddetlenmesinde herhalde en çok Taraf gazetesinin rolü var. Murat Belge başta olmak üzere Taraf yazarları ve sol-liberal aydınlar açıkça AKP cephesinde durarak Ergenekon’un Türkiye’nin demokratikleşmesinin önündeki önemli bir imkan olduğunu söylediler. Bunun hemen ardından da hemen her konuda militan bir AKP destekçiliğine başlayıp, türban, kapatma davası ve Ergenekon gibi belirleyici gündemlerde AKP’ye adeta siper oldular. Şimdi kimi Tarafçılar “biz de AKP’yi eleştiriyoruz” diyebilirler ama bunun pratikte çok da anlamlı olmadığı ortada. Neden mi? Taraf gazetesi kendisini solda tarif eden bir gazete ama Vakit gazetesine bile rahmet okutacak kadar pespaye bir çizgide AKP’cilik yapıyor.

Liberal sol, küçük ama
mide bulandırıyor!

Ergenekon operasyonu ile birlikte iyice netlik kazanan sol içindeki yarılma derinleşerek sürüyor. Bu ayrışma aslında 2002 yılında AKP’nin iktidara gelişi ile belirginleşmeye başlamıştı. Bu andan itibaren sol içinde “liberal-AKP ittifakı” gibi bir ucube tanımlama ortaya çıktı. Ergenekon davası ile birlikte süreç oldukça hızlandı ve ayrışma tümüyle su yüzüne çıktı.

Dolayısıyla tartışma yeni bir tartışma değil ve dahası sadece Ergenekon’la da ilgili değil.

Hürriyet gazetesinin “Sosyalist solda Ergenekon çatlağı” başlıklı haberi, Murat Belge’nin Taraf gazetesinde yazdığı üç yazı, Sungur Savran’ın Radikal İki’deki değerlendirmesi ve Ertuğrul Kürkçü’nün Milliyet’ten Devrim Sevimay’a verdiği ropörtaj ile ortaya çıkan durum, tartışmanın çok da dinecek gibi olmadığını, şiddetini arttırarak süreceğini gösteriyor. Buna bir süredir devam eden Taraf ve Birgün gazeteleri arasındaki kavgayı da eklemek gerek ki bu kavganın da gerilim düzeyi epeyce yükselmekte.

Tartışmanın bu kadar şiddetlenmesinde herhalde en çok Taraf gazetesinin rolü var. Murat Belge başta olmak üzere Taraf yazarları ve sol-liberal aydınlar açıkça AKP cephesinde durarak Ergenekon Operasyonu’nun Türkiye’nin demokratikleşmesinin önündeki önemli bir imkan olduğunu söylediler. Bunun hemen ardından da hemen her konuda militan bir AKP destekçiliğine başlayıp, türban, kapatma davası ve Ergenekon gibi belirleyici gündemlerde AKP’ye adeta siper oldular. Şimdi kimi Tarafçılar “biz de AKP’yi eleştiriyoruz” diyebilirler ama bunun pratikte çok da anlamlı olmadığı ortada. Neden mi? Taraf gazetesi kendisini solda tarif eden bir gazete ama Vakit gazetesine bile rahmet okutacak kadar pespaye bir çizgide AKP’cilik yapıyor. Üstelik Taraf açıkça bir CIA bülteni gibi çalışıyor olmasına rağmen bir de bunu örnek sol gazetecilik olarak göstermeye cüret ediyor. Tabii böyle olunca da solda görünmesi ve zevahiri kurtarması için biraz solculuk oynaması da şart oluyor. AKP’ye ihtiyaç duyduğu ve başının en çok sıkıştığı yerde militan bir destek verilirken, AKP açısından pek de önemli olmayan ve dahası toplumsal kutuplaşma ve mücadele içinde pek de belirleyici olmayan kimi uygulamalarda AKP’ye militan bir karşıtlık sergileniyor. Böylelikle “solda” kalarak AKP’yi desteklemenin kılıfı hazırlanıyor.

Sosyalist sola liberal sızma

Ama asıl önemlisi bütün bu istihbarat faaliyeti eşliğinde yeni bir “sol” tanımlanmaya çalışılması ve bunun da tüm sola dayatılmak istenmesi.

Minareyi çalan kılıfı hazırlar misali, bu kayıtsız desteğin teorik gerekçeleri de hazırlanıyor ki bu açıdan da olabilecek en iyi örnek Murat Belge. Belge AKP’yi desteklemeyen ve biz “üçüncü tarafız” diyen solu pek çok yazısında yerden yere vurdu ve bu tarafsızlık politikasını “politikasızlık politikası” olarak nitelendirdi. Belge’nin “politika” diye önerdiği şey de malumunuz; AKP’yi desteklemek.

Belge AKP destekçiliği ekseninde yeni bir “sol” tanımlamasına da girişiyor ki esas tuzak bu: “Ben, söyleyenlerin çoğundan farklı olarak, “liberal” sıfatını bir küfür gibi anlamadığım için, buna aldırmıyorum ve zaten “siyasî liberalizm”in tarihî rolü ve işlevine saygım olduğunu hep söyledim.”

Birisinin “siyasal liberalizmin tarihi rolü ve işlevi”nin kapitalizmi yerleştirmek olduğunu ve bunun da solculukla ilgisinin bulunmadığını Belge’ye hatırlatmasında yarar var.

Burada iki önemli noktayı belirtmek gerek; birincisi, sol ve liberalizm arasındaki karşıtlığın yerini solun liberalizmle iç içe geçmesi almış durumda ve buna sol içinde bugüne kadar nedense pek karşı çıkılmadı. Oysa sol, liberalizme tümüyle karşıt bir ekonomi modelini savunur ve solu sol yapan başlıca etkenlerden birisi budur.

Uzun zamandır sol-liberallerle birlikte Ulusal Sol’u topa tutmakla meşgul olan sol, bu hengâme içinde liberal sızmanın farkına varamamış gibi gözüküyor.

İkinci olarak da liberalizmin belirlediği siyasal ve toplumsal yapı kapitalist sistemin ta kendisidir. Sol, bu nedenle liberalizmin toplum ve siyaset projesine de karşı çıkar ve onun yerine sosyalist bir toplumcu model önerir.

Burada ise önümüze sol-liberallerin ağızlarından düşürmedikleri demokrasi tartışması çıkar. Mevcut demokrasinin kazanımlarını korumak elbette önemlidir ama sol zaten kendi mücadelesiyle elde ettiği bu demokratik kazanımlarla yetinmeyeceği gibi bu kazanımları fetişleştirmez de.

Sol liberalizmin önerdiği şeyse tam da budur. Mevcut sınırlı demokrasinin ve parlamentarizmin sol adına kutsanması sol-liberalizmin doğası gereğidir ama sosyalistler için bunlarla yetinmek değil bunları aşmak söz konusudur. Ama elbette faşist bir partinin demokrasi adına kutsanmasına en başta sosyalistler karşı çıkar. Ve bunu da faşizme karşı demokrasiyi korumak için yaparlar.

Sol liberalizm ise görülüyor ki solun bu geleneksel tavrını tümüyle unutturmak için çalışıyor ve oldukça yol aldığı da ortada.

Belge siyasi liberalizme övgüler dizdikten sonra AKP’nin niçin desteklenmesi gerektiğini kanıtlamaya girişiyor ve herkes için bir olta da hazırlamış. Kimileri için pek basit örnekler, kendisini daha solda görenler için de dünya sol tarihinden kimi kurgu ve gerçek ittifak örnekleri. Hangisini beğenirseniz alın, ama yeter ki oltaya gelin!

Belge’nin örneklerine gelirsek: “Yani, evet, şu anlamda AKP’ye yakın olunur: Yolda yürürken, iri kıyım bir adamın cılız bir adamı evire çevire dövdüğünü gördün. Normal bir insanın ilk tepkisi ne olur? Bana göre bu, dayak yiyeni kurtarmak, yani kurtarmaya çalışmaktır. Sonuçta, kurtarayım derken, senin de kafanın gözünün yarılması ihtimali var elbette. Ama, ‘iki tane de ben patlatayım’ diye kuvvetlinin yanında eyleme katılmak ya da ‘bana ne, bana karışan yok, şuradan geçip gidivereyim’ demek değildir normal bir insanın ilk tepkisi. Bu anlamda, evet, benim müdahalem AKP’yi kayırmaya yöneliktir; AKP’yi kapatmaya ya da bütün memleketi kapatmaya çalışan kesimi kayırmaya yönelik değildir.”

Belge ayrıca şunu da ekliyor: “Bu düzen AKP’ye de zulüm uyguladığı ve ben bu otoriter/baskıcı siyasî varlığa karşı olduğum için aldığım (bireysel) tavrı alıyorum”

Ne kadar güzel değil mi. Belge “Evet, benim müdahalem AKP’yi kayırmaya yöneliktir” dese de gerçekte sadece mazlumdan yana tavır alıyor! Önce “sokakta dayak yiyen cılız adam”ın yardımına koşuyor sonra da ülkedeki “baskıcı ve yasakçı otoriter yapı”ya karşı AKP’nin kucağına.

Belge AKP’yi destekliyor şeklinde gelebilecek suçlamaları da önceden gördüğü için “AKP’yi ‘yeterince’ demokrat olmamakla suçlamak da absürd birşeydir” diyor . Zira AKP sosyalist olmadığı için sosyalistlerle diğer bir yapı arasındaki ilişkide sadece AKP değil kim olsa zaten “yeterince” demokrat olmayacakmış. Yani “AKP demokrat değil” tezinin yerine “yeterince demokrat değil”i koyarak solu avlamaya girişiyor Belge. Ama bu “yeterince”nin alt sınırı yok. Buradan hareketle pekala Hitler’in de “yeterince” demokrat olmadığı söylenebilir. Ama “yeterince” demokrat olmayan Nazi partisinin bir süre sonra düpedüz faşist olduğu görülmüştü. AKP için de farklı bir durum yok; bırakın “yeterince” demokrat olmayı AKP demokrasiyi araç olarak gören bir parti ve bu da bizim değil bizzat Tayyip’in sözü.

Ama Belge, derin devlet tasfiye edilinceye kadar AKP desteklenmezse bu kez AKP’ye dönüp “Sen de DTP’nin kapatılmaması için hiçbirşey yapmadın” diyerek hesap sorulamayacağını söyleyerek niçin AKP’nin yanında olmak gerektiğini açıklıyor. Böylelikle Kürtçü sola bir yem daha atıyor. Ama baştan söyleyelim böylesi bir durumda Belge’nin Tayyip’ten alacağı tek yanıt olur: Ananı da al git!

Gerçi bu tavır “yeterince” demokrat değil ama idare edecek artık!

AKP ülkeyi demokrasiye değil, faşizme götürüyor!

Belge, AKP’yi destekleme tavrını, adını böyle koymasa da bir itfifak çizgisi içinde değerlendiriyor. Bu ittifak meselesi başlı başına bir tartışma ama Belge’nin verdiği ittifak örneklerine karşı şunu söylemek gerek; bugüne kadar dünyanın hiçbir yerinde sağcı,dinci, faşist bir yapıyla ittifak politikası öneren tek bir sol/sosyalist parti olmamıştır. Bu tür bir ittifak politikası ortaya çıktığı tüm ülkelerde sol yelpaze içindeki farklı siyasi hareketler içindeki bir uzlaşma ve dayanışmaya denk düşer.

Ama Belge kalkıp sosyalist sola AKP gibi dinci ve faşist bir parti ile ittifak öneriyorsa bunun tarihsel eşdeğerinin Almanya’da sosyal demokratlarla diğer sol arasındaki bir ittifaktan çok sol güçlerle Hitler arasında bir ittifak önerisi olduğunu ve bunun da sadece bir saçmalık olduğunu söylemek gerekiyor.

Belge’nin AKP’nin “dayak yiyen cılız adam” olduğu ve “baskıcı düzene karşı AKP’yi destekleme” savlarına gelince...

AKP 6 yıldır tek başına iktidarda. Dahası AKP 12 Eylül’ün Kürt-İslamcı projesi olup neredeyse 30 yıldır da düzen tarafından beslenmektedir.

Meclisteki mutlak çoğunluk dışında Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Meclis Başkanlığı Anayasa Mahkemesi Başkanlığı gibi devletin zirvesi tümüyle AKP’lidir. Yargı ve devlet bürokrasisinde AKP’nin inanılmaz bir ağırlığı vardır. Belediyelerin çok büyük bir kısmı AKP’nin elindedir. YÖK ve Üniversiteler, son rektörlük seçimleri ve yeni açılacak üniversitelere atanan rektörler de düşünüldüğünde, tümüyle AKP’nin denetimindedir. Emniyet teşkilatı tümüyle AKP’nin kontrolündedir ve yasadışı telefon dinlemeleri gibi örnekler ışığında düşünüldüğünde AKP’nin derin devleti tasfiye etmek gibi bir derdinin olmadığı, tam tersine kendi güdümünde yeni bir derin devlet kurmaya çalıştığı da rahatlıkla görülecektir.

AKP yandaşı sermaye grupları TÜSİAD’la boy ölçüşür düzeye gelmişlerdir. AKP yandaşı basın medyanın yarısından çoğunu elinde bulundurmaktadır. Bunun dışında kalan iki büyük medya grubu da kendilerini kurtarmak için hükümetle anlaşmış durumdadır.

Bunun dışında AB ve ABD gibi emperyalist güçler de en başından beri AKP’nin arkasında durmaktalar.

Ama Belge’ye bakarsanız ortada elindeki bu iktidar gücü vasıtasıyla toplumu ve devleti kuşatan faşist bir parti değil “dayak yiyen cılız bir adam” var. El insaf!

Bu gerçeklere rağmen sol-liberaller bir de kalkıp bizden “demokratikleşme” ve “derin devletin tasfiyesi” adına beterin beteri bir derin devlet örgütlenmesine payanda olmamızı istiyorlar. En azından şimdilik AKP’yi desteklemekte yarar varmış. Derin devlet yok edilip ülkeye demokrasi gelince AKP ile hesaplaşmak da kolay olacakmış!

Tabii eğer AKP tüm karşıt güçleri tasfiye edip faşist bir düzen kurunca bunlara ağızlarını açma imkanı verirse!

Elbette birileri yine kalkıp “Ama AKP bütün bunlara rağmen iktidar değil çünkü bir de görünmeyen iktidar var; Ergenekon” diyebilir, zaten diyor da. Ama bu da aslında son derece ucuz bir numara. Zira Ergenekoncu diye içeri atılan isimler bir avukat, bir müfettiş, birkaç öğretim üyesi ve bastonla zar zor ayakta duran birkaç emekli askerden ibaret. Ve üstelik hepsi de neredeyse bir yılı aşkındır hukuki yönü son derece tartışmalı bir iddianameye dayanılarak hapse atılmış durumdalar. Ama yine de ülkeyi AKP değil Ergenekon yönetiyor!

Belge: “Ben bir fikir orospusuyum”

AKP’nin peşindeki bu liberal solculuğun yarattığı yanılsama sol içinde taşların yerli yerine oturması açısından önemli olmakla birlikte, sol-liberalleri bu tartışmanın içinde bir sol bileşen olarak görme yanlışından da kaçınmak gerek.

Liberal sol-AKP ittifakı zaten kendilerinin de kabul ettiği gibi bir ittifak değil zira ortada ittifak yapacak iki güç yok. Bir taraf gerçekten de son derece cılız. Kendisine sol-liberal diyen çevre üç beş aydın ve bir de ÖDP’yi katarsak bindelik dilimlerde gezinen bir sözde sol partiden ibaret.

Ama buna rağmen sol-liberal çevre boyundan büyük bir işlev görüyor. AKP’yi demokrat, çetelerle ve derin devletle mücadele eden bir parti olarak gösterme gayretindeki sol-liberalizm kitle anlamında-AKP’nin buna zaten ihtiyacı yok- bir destek sunamasa da AKP karşıtı kamuoyunun fikirlerini çürütmek ve toplumu AKP’nin gerçekten demokrat olduğuna, Şeriatçı olmadığına ikna etmek gibi bir misyonu yerine getiriyor.

Bu açıdan ortada bir ittifak değil ama karşılıklı bir çıkar ilişkisi var. Sol liberaller AKP’yi destekliyor, AKP’de bunun karşılığında sol liberal aydınları gündemde tutuyor, popülerliğini arttırıyor, köşe yazarlığı verip maaşa bağlıyor...

Murat Belge’nin yıllarca maaş aldığı Aydın Doğan’ın Radikal’inden kopup finansmanı belli olmayan, geleceği bile belirsiz bir gazete olan Taraf’a flaş transferi herhalde “hayır olsun” diye yapılmadı. Belge’nin bazı garantilerle buraya geçtiğini tahmin etmek hiç de zor değil.

Belge’nin Taraf’a transferi aslında sol liberallerin gerçek amacını da ele veriyor ki bu da pek yeni bir durum değil. Niyazi Berkes, 1940’lı yılları anlattığı anılarında Murat Belge’nin babası olan ve 1930’larda Ulusal Solcu ve Kemalist Kadro dergisinin de yazarlığını yapan Burhan Asaf Belge ile olan ilginç bir diyaloğuna yer verir ki bu tartışmaya katkı yapabilir: “...Ders yılı sona erince imtihan “mümeyyiz”i olarak Burhan Belge’yi davet ettirmiştim. Bu konuyu zaten radyo konuşmalarında en iyi anlatan kişi oydu. Parlak, renkli bir konuşması vardı. Bu imtihanlar sırasında onun en çok beğendiğim yanlarını daha yakından tanımış olduğuma sevinirken, imtihanı bitirmiş bir öğrencinin çıkışı ile bir başkasının gelmesi sırasında görüşürken bana ansızın söylediği bir söz beni yerimden zıplatmıştı. Şaka ediyor gibi bir yanı yoktu. ‘Niyazi bilir misin, ben bir fikir orospusuyum’ dedi. Benim salaklaştığımı görünce devam etti: ‘Bir orospu kim para verirse onunla yatmaz mı? İşte ben de onlardan biriyim. Yalnız parasını aldığımız iştedir fark’. Ne diyeceğimi şaşırmıştım” (Niyazi Berkes, Unutulan Yıllar, İletişim yayınları, 1997, s. 86-87)

Kıssadan hisse; Armut dibine düşermiş!

Ulusal sol mu, liberal sol mu?

Ergenekon üzerine dönen tartışmanın taraflarından birisi olarak öne çıkan Sungur Savran da Ergenekon tartışması esnasında solun ikiye bölündüğünü şöyle açıklamış: “Türkiye solunun sol liberalizm ve ulusalcılık dışında kalan ya da kaldığını iddia eden parti ve örgütleri, Marksizmin yöntemini kullanma konusundaki içsel sınırları dolayısıyla gıdalarını büyük ölçüde bu iki düşünsel ve siyasi akımdan alıyor.”

Savran açıkça gelinen noktada bir tarafta TÜRKSOLU’nun da ismini zikrederek-ulusal solun, diğer tarafta ise sol liberallerin kaldığını itiraf ediyor. Bu da normal zira Savran’ın da bir tarafı olduğu “üçüncü yol”cular “Ne AKP, ne Ergenekon” diyerek pek çok mesele de olduğu gibi burada da politik alanın dışına çıkmış durumdalar.

Ulusal Sol’un sürece ağırlığını koyması ve liberal sola karşı bütün solu etkileyen tespitler yapabilmesi ise tek birşeye dayanıyor; ulusal sol dünyaya hala antiemperyalizm çerçevesinden bakıyor.

Sol liberalizmin etkisiyle antiemperyalizmi unutan solcularımızsa emperyalizme karşı mücadeleden kopuk bir sınıf mücadelesi yanılsaması içine girdiklerinden daha düne kadar liberallerle yan yana duruyorlardı. Şimdi en azından araya ciddi bir mesafe koyuyorlar. Ama bu, liberal savrulmadan kurtulmak için yeterli değil ve bunun yolu da antiemperyalist çizgiye dönmektir.

Bu tek başına sizi Ulusal Solcu yapmaya yetmez ama en azından TKP örneğinde olduğu gibi doğru bir yerde durmanıza yardımcı olur.



Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe