| Eser Özaltındere |
Sevr’e doğru büyük Ermenistan planlarında yeni evre (2) Türk-Ermeni ilişkilerinin yumuşatılması ne anlama geliyor? Bir emperyalist plandan bahsediyoruz ya! Bakın 24 Temmuz 2008 tarihli internet gazetesindeki haberde ne deniyor: “Halaçoğlu’nun görevden alınmasında 24 saat önce, New York’taki Türkevi’nde önemli bir gelişme yaşandı. Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın, Türkiye’nin BM Güvenlik konseyi geçici üyelik adaylığı için önceki akşam NewYork Türkevi’nde verdiği resepsiyona Ermenistan BM Daimi Temsilcisi Armen Martirosyan da katıldı. Ermeni Temsilci ilk kez bir Türk Bakan’ın davetine katılırken bir süre sohbet etti…” Burada ilginç tesbitler var:1) Ermeni Temsilci ilk kez bir Türk Bakan’ın davetine katılıyor. 2) Sanki Ermenistan’dan Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi geçici adaylığı için destek isteniyor. Bu iki madde yeni bir evrenin başladığının ayan beyan işaretleridir. Basılan düğmeyle birlikte ilişkiler yumuşatılacak ve ilk aşama olarak sınırın açılması gündeme gelecektir. Hatta son zamanlarda medyada, bu konuda Nisan’dan beri bazı gizli kapaklı görüşmelerin yapıldığına dair dikkat çekici haberler yer almaya başlamıştır. Demek ki, bütün bu ön hazırlıklar çerçevesinde senaryo da hazırlanmıştır. Örneğin, belki de Ermenistan’ın Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi geçici adaylığı için destek vermesi sağlanacak ve ondan sonra da; “Bakın Ermenistan bize jest yaptı, biz de ona bir iyi niyet mesajı olarak sınırları açalım” denecek. Ya da, böyle bir durum söz konusu olmasa dahî, buna benzer ortamlar yaratılarak bahaneler oluşturulacaktır. Sınırın açılmasıyla başlayan “vermelerin” iki ülke arasındaki yumuşamayı arttırdığı söylenerek o yumuşama ortamında başka talepler de gelmeye devam edecektir. Kıbrıs’taki oyunun aynısı oynanıyor Bu talepler ve “bataklık kıvamına gelmiş” yumuşamayla beraber Türkiye içerisindeki işbirlikçi çevrelerin her zaman ki; “Soykırımı tanıyıversek ölür müyüz canım? Artık tarihimizle yüzleşmeyi de öğrenmeliyiz. Zaten bütün dünya bunu kabul ediyor ve üzerimizde çok baskı kuruyorlar. Eğer bunu tanırsak önümüzde açılacaktır (sanki Kıbrıs’ta açılmış ta..). Kusura bakmayın ama bu soykırımda suçumuz da var galiba, hem sonra bu soykırım Türkiye’yi bağlamayacak ki, ayrıca Amerika da bize şeref sözü verdi. Dahası tazminat ödesek ne çıkar, Kıbrıs’ta ödedikte dünya mı battı?” şeklindeki çığlıkları yeniden ayyuka çıkmaya başlayacak; “istemelerin” ardı arkası kesilmeyecek ve bu baskılar toprak taleplerine kadar artan bir yoğunlaşmayla devam edecektir. Peki, bu “kazan-kazan” ve “bir adım önde olma” diplomasisi uygulanırken Ermenistan “soykırım iddiasından” ve “Doğu Anadolu üzerindeki emellerinden” vazgeçecek midir? Ne gezer! Baksanıza Taşnak Koçaryan’ın halefi Taşnak Sarkisyan; “Türkiye ile ancak ön koşulsuz diplomatik ilişki kurmaya hazır olduklarını”, yani diplomatik ilişki kurabilmek için soykırım iddialarından vazgeçebilmelerinin mümkün olmadığını söylerken, Ermenistan’ın resmi ağızları da Doğu Anadolu’nun bir bölümünü ‘Batı Ermenistan’ olarak telaffuz etme, burasını gerçek “ata yurdu” anlamında değerlendirme ve bu bağlamda “Kars ve Gümrü” anlaşmalarını tanımadıklarını vurgulama cüretini ısrarla sürdürüyorlar. Yani burada da Kıbrıs’taki oyunun aynısı oynanacaktır. Aynı Rumlar gibi Ermeniler de bir tek geri adım atmazken Türkiye sürekli taviz vermeye zorlanacak ve bu konuda olağanüstü psikolojik baskılar uygulanacaktır. AKP, Ermeni ve Rumlar için bulunmaz nimet Rumlar 1960 devletinden beri Türklerin siyasi ortaklığını içlerine sindirememişler ve Türkleri 1963’te zorla yönetimden uzaklaştırdıktan sonra Enosis doğrultusunda oluşturdukları ulusal politikalarından bir milim sapmadan özellikle AKP iktidarı döneminde sürekli üstüne koyarak bugünlere kadar gelebilmişlerdir. Nitekim, son anlaşma ile nihai hedefleri olan Kıbrıs’ı ele geçirmelerine ve Türkiye’yi “sıcak denizlerden” tecrit etmelerine sadece bir adım kalmıştır. Aynı şekilde sömürgecilerin korumasındaki Ermeniler de büyük olasılıkla; BOP un “eş başkanlığını” üstlenmiş AKP iktidarını bulunmaz bir nimet olarak görmekte ve bir adım dahi geri atmadan sürekli alarak “Büyük Ermenistan”ı oluşturmanın en uygun ortamını bulduklarına inanmaktadırlar. Bu defada ne koparsak kârdır diye düşünmektedirler. Nasıl Rumların Dışişleri eski Bakanı Rolandis “ne yapacaksak şimdi yapalım, Talat bir daha seçilmeyecek” diyorsa ve kuş yumurtası Talat’ın en büyük güvencesi de emperyal güçlerin güdümündeki AKP nin dış politikası oluyorsa, sömürgecilerin hâmiliğindeki Ermenilerin de AKP nin teslimiyetçi dış politikasını bir daha bulunmayacak bir fırsat olarak görmeleri son derece normaldir. AKP’nin kapatılmaması kararından sonra kepçe kulak Lagendijk ne demişti? “Oh! Rahatladık…” Newyork Times ne yazmıştı? “AKP nin kapatılmaması ABD nin bir başarısıdır…” Ama, rahatlayan sadece kepçe kulak olmadı tabii ki; Yunanistan, Rumlar ve Ermeniler de rahatladılar. Yeni emperyalist planlar Kıbrıs, Türkiye’den ayrı bir ada olduğu ve orada KKTC gibi ayrı bir devlet bulunduğu için o coğrafyada sömürgeci planlarını uygulayarak işbirlikçi güçleri ele geçirmek, KKTC’yi lağvetmek ve Rum’a yamamak, beraberinde de Kıbrıs’ı Türkiye’den tecrit etmek projesini gerçekleştirmek çok daha kolay olabilmektedir. Ancak, Sevr’e yeniden dönüşü sağlama anlamında, koparılarak Büyük Ermenistan ve Büyük Kürdistan’ın kurulmalarını sağlayacak toprak parçaları, şu anda hâlâ Türkiye “Misak-ı Milli” sınırları içerisinde bulunduğundan Doğu ve Güneydoğu’nun Türkiye’den enterne edilmesi operasyonu daha uzun ve ince bir yol gerektireceğe benzemektedir. Ayrıca, Ermenistan ile ilişkileri yumuşatarak son aşamada “Büyük Ermenistan”ı kurmak için Türkiye’nin doğusundan toprak talep edilmesi noktasına gelinmesinin diğer bir nedeni daha vardır ki, bu iki proje iç içe geçmiş durumdadır. Bu neden ise, Ermenistan’ı Rusya’dan uzaklaştırmak ve kayıtsız şartsız Batı’nın uydusu haline getirmektir. Gürcistan’ı bu duruma getirirken Soros’un sivil toplum örgütleri ve milyon dolarları kullanılmıştır. Ermenistan’ı Rusya’dan koparmak için ise, Türkiye’nin toprakları “yem” olarak ortaya atılmaktadır. Halaçoğlu’nun görevden alınması büyük planın adımlarından biri Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz; Yusuf Halaçoğlu’nun tasfiyesi, baştan aşağı “Ergenekon davasının devamıdır…” Yerine getirilecek kişi de İslam’ın ılımlısı gibi mûnis, talimatları harfiyen uygulayan, soykırım tüccarlarını rahatsız etmeyecek, Sevr ve BOP’a halel getirmeyecek, hatta soykırım iddialarına bile hoşgörüyle yaklaşabilecek bir kişi olacaktır. Tekrar etmek gerekirse; a)Sevr ‘in canlandırılması için uzun süredir; Kıbrıs’ın ve “Büyük Kürdistan’ın Türkiye parçası” nın koparılması devredeydi, b)Aynı proje bağlamında sıra; “Büyük Ermenistan”ın oluşturulması konusunda yine uzun vadeli Türkiye’yi parçalama planının yeni bir evresinin düğmesine basılmasına gelmiştir. Yusuf Halaçoğlu’nun görevden alınması da bunun adımlarından biridir. Bilindiği gibi, “Ermeni Soykırım”ı konusunun tartışılmaz duayeni; on yıllardır, her türlü maddi-manevi özveriyle, bıkıp usanmadan ve bilimselliğin tüm olanaklarından yararlanarak sözde Ermeni Soykırımı yandaşlarını her türlü platformda yerden yere vuran, bizlere ilham veren ve çok sayıdaki kitabını bilim dünyasına sunan TÜRKSOLU yazarı, saygın hâriciyeci sayın Prof. Dr. Türkkaya Ataöv’dür. Ancak bu arada, şunu da unutmamak gerekir; Yusuf Halaçoğlu sadece bir isimdir. O, başka isimdeki bir kişide olabilirdi. Burada önemli olan, adı ne olursa olsun sömürgecilerin planları için tehlikeli olacak bir kişinin tasfiye edilmesi operasyonudur. Dolayısıyla, Yusuf Halaçoğlu gibi kişilerin çizgisi farklılık arz etse de onun çabalarının boyutuna bakılmaksızın hakkının verilmesi, mücadelenin başarıya ulaşması açısından epey önemlidir. Halk herşeye alıştırılıyor Bütün bu sömürgeci oyunları karşısında; tarikatların ve din afyoncularının kucağında uyuşturulmuş ya da oyunu bir çuval kömüre, bir paket makarnaya, üç kuruşluk beyaz eşya taksidini ödeme uğruna satmış veya yüksek faizlerle cebini doldurmaktan başka gailesi olmamış ve televizyon dizileri karşısında horul horul uyumakta olan ruhsuz ve aymaz sürünün hâricindeki Türk Halkı’na çok önemli görevler düşüyor. Çünkü, toplumdaki duyarsızlık had safhadadır. En acı olaylar dahî kanıksanır hâle gelmiştir. Baksanıza! Güngören’de on yedi vatandaşımız hunharca hayatını kaybediyor; fakat Başbakan’ın konuşması alkışlarla karşılanıyor. Hiç kimse de madem failler bu kadar kısa sürede yakalanabiliyordu, bu istihbarat çalışması neden daha önce yapılmadı diyerek yetkililerden hesap sormuyor. Üstüne üstlük, olay da çok kısa sürede unutulup gidiyor. Sanki, içinde doğmamış bir bebeğinde bulunduğu on yedi canın yok oluşu, sıradan bir olaymış gibi.. Kemah’ta biri Kurmay Yarbay 9 vatan evladı hainler tarafından katlediliyor, DTP denilen bölücü parti ise TBMM de her türlü dokunulmazlığa sahip olarak milletle alay edercesine göbeğini kaşımaya devam ediyor. Kimse de bunları, yasal yollardan meclisten atıp lâyık oldukları yere gönderemiyor. Hukuk sadece, mâhut “Ergenekon mavalı” davasında işliyor. Hatta, Cumhurbaşkanı ile Büyükanıt bile, Bahreyn Kralı adına verilen bir davette bu hainlerin bir mensubu ile aynı masada yemek yiyebiliyor. Herhalde “Sömürgeci Demokrasisi” bu olsa gerek… Ne yazık ki, Dağlıca unutulduğu gibi, bu dokuz şehit de en kısa zamanda unutulacaktır. Peki, asker ne âlemde? Bu arada TSK da işi gücü bırakmış, Büyükanıt’ın süper lüks zırhlı arabasıyla YAŞ’ta ihraç kararı çıkmamasını eleştirenleri kınama mesajlarıyla Amerikanvâri askercilik yapıyor. Millet, haberlerde sürekli; “Genel Kurmay’ın sert mesajı…” anonsunu duymaktan bıktı artık… Asker kurmayı, çok fazla diplomasi yapıyor. Bu arada askerliği ikinci plana atıyor. Yeni Cumhurbaşkanına önce tavır koyuyor, hemen arkasından da hiçbir şey olmamış gibi karşısında selâm duruyor. Bu zikzak nasıl iştir, kimse askere yakıştıramıyor. Genelkurmay Başkanları hiç alışmadığımız şekilde ve meslekleriyle bağdaşmayacak oranda, medya ile fazla haşır neşir oluyorlar. Görüntü ve sürekli laf yapma, her şeyin önüne geçiyor. Hurşit Tolon, emekliliğinde adım adım Türkiye’yi dolaşıp emperyalist gerçekleri halka anlatma yolunu seçerek uydurmasyon Ergenekon davasına obje olurken, birileri de emekliliğinde “spor yazarlığına” soyunmayı tercih ediyor. Bu da Hilmi Özkök geleneği galiba… Elin oğlunun askerinin ise felsefeyle filan uğraştığı yok. Kodu mu oturtuyor! Gürcistanmış, sınırlarına saygı gösterilmeliymiş, acaba uluslararası camia ne dermiş, arkasında ABD filan varmış demiyor. Ulusal çıkarları için bodoslama Gürcistan’a dalıyor. Asker gibi davranıyor. Sonuna kadar gidiyor. Sıkıysa bana engel olun, diyor! Önce haddini bildiriyor, sonra işi diplomasiye bırakıyor. Karşılığını da alıyor. Büyük devlet olmak işte budur! Rusya’nın askeri kararlılığı karşısında, Soros’un milyon dolarları da, AB ve ABD’nin yalancı kabadayılığı da bir işe yaramıyor. Kimse kılını kıpırdatamıyor. 2000 kişi ölüyor ama, kesin sonuç da alınıyor. Tıpkı, Çeçenistan’da olduğu gibi…. Sen yirmi iki yıldır savaşıyorsun ama hâlâ gencecik vatan evlatları şehit olmaya devam ediyor. Sırf ABD ve AB böyle istediği için… Bu çelişkide artık kimse topu siyasi iktidara atıp işin içinden sıyrılmaya kalkmasın! Siyasi iktidar karşısında bu yasal yetkilere dayanarak yeteri kadar dik durulsaydı, işler çok daha farklı olurdu. Güvenlik konusunda anayasal yetkileri olan ve malum çevrelerin baskısıyla bunları kullanmakta çekimser davranan kurumların da bu işte sorumlulukları vardır. Hem de hiç de küçümsenmeyecek kadar. Halk da, doğal olarak bu anayasal sorumluluğa sahip çıkılmasını bekliyor. Tek çare örgütlenmek Görünen o dur ki, artık her şeyin çivisi çıkmıştır. O yüzden, herkes şapkasını önüne koyup iyice düşünmelidir. Kimseden medet umulmamalıdır. Çünkü güvenilen dağlara Kenan Evren ve Hilmi Özkök ile vârislerinden beri epey bir kar yağmıştır. Gerçek Mustafa Kemal’ciler kendi sünnetlerini kendileri yapmalı, yasal ve demokratik yollardan çağdaş ve doğru bir örgütlenme organizasyonuyla saflara katılabilecek kıvamdaki herkese, ama herkese ulaşmaya çalışarak ve sömürgeci oyunlarını deşifre ederek tabanı genişletmeye çalışmalıdır. Gerçek kurtuluş, bu yoldaki çabalarda yatmaktadır. Ne kadar zaman alırsa alsın, bıkmadan usanmadan bu aydınlanmayı gerçekleştirebilecek kararlılıktan vazgeçmemek gerekir.
|