25.08.2008/Sayı:201
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Yön
Türkiye
Dünya
Söyleşi
Şiir
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Dünya Yavuz Selim

Afganistan’da sıra Fransız askerlerinin

Taliban'ın kurduğu pusuya düşen ISAF askerleriAfganistan’da gün geçtikçe denetimi eline geçiren ve her gün NATO güçlerine önemli kayıplar verdirmeye başlayan Taliban güçlerinin son hedefi bu kez NATO öncülüğündeki Uluslararası Güvenlik ve Destek Gücü’ne (ISAF) bağlı Fransız askerleri oldu. Başkent Kabil’in 50 km. kadar doğusunda bulunan Sarubi bölgesinde devriye gezen Fransız askerlerinin, ağır silahlarla kendilerine pusu kuran Taliban güçleriyle girdiği çatışmada 10 Fransız askeri yaşamını yitirirdi, 21 asker de yaralandı. Bu saldırı 2002 yılından bu yana Afganistan’da bulunan Fransız birliklerinin uğradığı en büyük saldırı oldu. 1.670 askeri Afganistan’da bulunan Fransa son saldırıya kadar yalnızca 14 askerini kaybetmişti.

Taliban güçlerinin son saldırısı Fransa’da tam anlamıyla bir şok etkisi yarattı. Fransa Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı ortaklaşa basın toplantısı düzenleyerek asker kayıplarını doğrularken Fransa’nın güneyinde tatilini geçiren Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy tatilini yarıda keserek Afganistan’a hareket etti. “Fransa’nın, yaşamlarını vermek pahasına savaşan bu cesur askerlerinin yanında olduğumu göstermek için bugün Afganistan’a gidiyorum” diyen Sarkozy, Fransız askerlerine yapılan saldırının, Fransa’nın terörizm ile mücadele etme kararlılığını değiştirmeyeceğini de sözlerine ekledi.

Sarkozy böylece ülkesinin NATO’nun askeri kanadına etkili döneceği açıklamasının bedelini de ödemiş oldu. Geçen Temmuz ayına kadar Afganistan’da daha çok ikinci planda görev alan Fransa, NATO güçlerinin yönetimini devralmasının üstünden bir ay bile geçmeden en büyük asker kaybını vermiş oldu. Fakat Sarkozy son saldırıdan yeterince ders almamış gibi görünüyor. Geride kalan askerlere, ölen arkadaşlarına bağlılıklarını göstermeleri için çalışmaya devam etmelerini öğütleyen Sarkozy, anlaşılan daha birçok askeri Fransa’ya tabut içinde göndermeye kararlı. Fransız halkının üçte ikisi Afganistan’daki çatışmalara katılmaya karşı olsa da Sarkozy ABD’nin istekleri doğrultusunda Afganistan’a 700 asker daha sevk ederek “Bush’un Finosu” lakabını hak ettiğini gösterdi.


Başkanlık yarışında McCain öne geçti

McCain ve Obama Evanjelik vaizlerinden Rick Warren'ır programına katıldıABD başkanlık seçimlerini uzun süre önde götüren Demokrat Parti başkan adayı Obama, Kafkasya’daki krizin ardından yapılan son kamuoyu yoklamalarına göre Cumhuriyetçi aday McCain’in gerisine düşmüş durumda. Daha önce yapılan tüm anketlerde Obama’nın birkaç puan gerisinde olan McCain, Reuters ve Zogby tarafından yapılan son ankete göre Obama’ya 5 puan fark atmış durumda.

McCain’i öne geçiren neden ise Kafkaslar’daki kriz sırasında ne yaptığını bilen devlet adamı portresini son derece iyi çizmiş olması. Obama’nın bu kriz sırasında her iki tarafa da eylemlerinde dikkatli olması çağrısında bulunmasını McCain rakibinin deneyimsizliğine bağlamış ve Obama’nın, “gecenin üçünde Beyaz Saray’ın telefonu çaldığında hemen duruma el koyacak bir lider olmadığı” imajını güçlendirmeye çalışmıştı.

Aslına bakılacak olursa ABD halkı McCain ya da Obama arasında bir karara varamamış durumda. İkisi arasında yalnızca nüans farkları bulunması seçmenlerin tercihini zorlaştırıyor. Üstelik 4 Kasım’a yaklaştıkça iki adayın seçim vaatleri de giderek birbirine benziyor. Bu yüzden daha bir ay öncesine kadar McCain’in 5 puan önünde giden Obama kendisini bir anda McCain’in 5 puan gerisine düşmüş durumda bulabiliyor. Koyu Obama taraftarı ünlü televizyoncu Bill Maher da, CNN’de Larry King’in sorularını yanıtlarken, Obama’nın görüşlerinin giderek McCain’e benzemeye başladığını ve bunun kendisine oy kaybettirdiğini açıklıyor. Yani ABD halkı da aslı dururken gidip de taklidine oy vermeyi düşünmüyor.

Bu arada Obama’yı değişimin yeni yüzü olarak görmekte ısrar edenler için ilginç ve bir o kadar da üzücü bir haber daha verelim. Demokrat Parti, Colorado eyaletinin Denver kentinde Obama’nın başkan adaylığını kabul edeceği bir kongreye hazırlanıyor. Kongre sırasında çok sayıda protestonun ve gözaltına alınanların olabileceğini düşünen parti yönetimi olay çıkaran eylemciler için şimdiden gözaltı kafesleri hazırlanmaya başlamış. Bunu bir güvenlik önlemi olarak düşünebilirsiniz ama bu gözaltı kafeslerinin bir özelliği daha var: Gerektiği takdirde tellere elektrik verilebiliyor! Adında Demokrat sözcüğü bulunan bir parti, vahşi hayvanlara uygulanan bir yöntemi hiç çekinmeden insanlar üzerinde uygulamaya hazırlanıyor. Ama yine de hakkını yememek lazım, hiç değilse kafeslerin dışına uyarı yazısı yerleştirmişler: “Dikkat! Bu alanda elektrikli aletler kullanılmaktadır!” Cumhuriyetçilerle aralarında o kadar da nüans farkı olsun artık…


Bolivya’da çatışmalar başladı

Santa Cruz’da Genç Haçlılar Birliği’ne bağlı gençlerin provoke etmesiyle çıkan çatışmalarda onlarca kişi yaralanırken polis olaylara göz yaşartıcı gaz ile müdahalede bulundu.10 Ağustos’ta yapılan halkoylamasından % 65 gibi ezici bir zaferle ayrılan Bolivya Devlet Başkanı Devlet Başkanı Evo Morales’in doğalgaz gelirlerini yoksul bölgelerle paylaşma planını protesto etmek için Bolivya’nın Santa Cruz kenti dahil beş bölgesinde düzenlenen bir günlük grevde beklenildiği üzere çatışmalar çıktı. Ülkede aşırı sağın en güçlü olduğu Santa Cruz’da Genç Haçlılar Birliği’ne bağlı gençlerin provoke etmesiyle çıkan çatışmalarda onlarca kişi yaralanırken polis olaylara göz yaşartıcı gaz ile müdahalede bulundu.

Evo Morales yapılan referandumdan çok açık bir zaferle ayrılsa da, petrol ve doğalgazdan elde ettikleri rantı kaybetmek istemeyen zengin doğu kesiminin valileri hâlâ Morales’in zaferini kabul etme niyetinde değiller. Morales’in halkoylamasının ardından ülkede sosyal kutuplaşmayı azaltmak için yaptığı birlik çağrısı da sonuçsuz kaldı. Halkoylamasını izlemek için Amerika Devletleri Örgütü (OAS) tarafından gönderilen 300 gözlemci üyenin başkanı olan Eduardo Stein, halkoylamasının ardından ülkede gündeme gelmeye başlayan bölünme söylentilerine karşı, “Şiddetli bir ayrılık riski bulunmamakta fakat siyasi aktörler dibi olmayan bir uçurumun kıyısında olduklarını fark etmeli” diyerek uyarıda bulunuyor.

Santa Cruz eyaletinin başı çektiği gösterilere Morales hükümeti şimdiye kadar gereken sabrı göstermiş olsa da, yapılan gösteriler ülke ekonomisine de büyük zarar veriyor.

Doğu bölgelerinde gerçekleştirilen ABD destekli bu gösterilerin yarattığı tahribatın bedelini ödemek ise yine yoksul halka düşüyor. Bolivya, her ne kadar Venezüella’nın ardından kıtadaki en büyük doğalgaz kaynaklarına sahip olsa da nüfusun % 70’si yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Evo Morales bu yüzden ülke nüfusunun çoğunluğunu oluşturan yerlilere daha fazla toprak ve kaynak aktarmak istiyor, muhalif valiler ise bu gelirleri paylaşmak istemediğinden daha fazla özerklik talebiyle protesto gösterilerinde bulunuyor.


Fernando Lugo resmen görevine başladı

Fernando Lugo

Fernando Lugo

Güney Amerika’nın Bolivya’dan sonra en yoksul ülkesi olan Paraguay’da, 61 yıllık sağcı Colarado Partisi’nin iktidarına son vererek başkanlık seçimlerini kazanan eski Katolik piskopos Fernando Lugo, başkent Asuncion’da düzenlenen yemin töreninin ardından başkanlık görevine resmen başladı. Aralarında Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez, Bolivya Devlet Başkanı Evo Morales ve Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva’nın da bulunduğu sekiz Latin Amerika ülkesinin devlet başkanının katıldığı yemin töreninde halka seslenen Fernando Lugo, “Bugün seçkinci bir Paraguay’ın, ayrımcı bir Paraguay’ın, adı çıkacak kadar yozlaşmış bir Paraguay’ın sonu. Bugün, otoritelerinin hırsızlara arşı amansız olacağı bir Paraguay’ın tarihi başlıyor” sözleriyle yoksullukla ve yolsuzlukla mücadele sözü verdi.

1994 yılında Paraguay’ın en yoksul bölgelerinden San Pedro’da piskopos olarak hizmet vermeye başlayan Lugo, çiftçilerin ve yerli halkın toprak taleplerini destekleyerek kısa sürede “Yoksulların Piskoposu” olarak adının duyulmasını sağladı. Siyasetin, olanaksız sanılanları gerçekleştirmenin yolu olduğunu anlamasının ardından politik kariyerine başlayan Lugo, 20 politik grup ve hareketi bir araya getirerek Değişim için Yurtsever İttifak’ı kurdu. 20 Nisan tarihinde yapılan seçimlerinde oyların yüzde 41’ini alarak, yüzde 31 oy alan Colorado Partisi’nin adayı Blanca Ovelar’ı geride bıraktı ve 1947’den bu yana ülkeyi tek başına yöneten sağcı Colorado Partisi’nin iktidarını noktalayarak tarih yazdı.

Latin Amerika kıtasında Chavez’le başlayan sol değişimin son halkasını temsil eden Lugo’yu şimdi seçimlerden çok daha zorlu bir dönem bekliyor. Paraguay’ı 61 yıldır yöneten sağcı Colarado Partisi’nin Fernando Lugo’ya bıraktığı en büyük miras kronik yolsuzluk. Dünya Şeffaflık Örgütü’nün yolsuzluk sıralamasında 180 ülke arasında 138. sırada yer alan ülkede halkın büyük bölümü yoksullukla pençeleşirken, az sayıdaki mutlu azınlığın elinde ise korkunç bir sermaye birikimi var. Nüfusun yalnızca yüzde 1’i tüm ülke toprakların yüzde 77’sini elinde bulunduruyor.

“Ben birilerinin korkudan, başkalarının açlıktan uyuyamadığı bir ülkede yaşamayı reddediyorum” diyerek adaletsiz gelir dağılımının kendisini de rahatsız ettiğini gösteren Lugo, yemin töreninde yaptığı konuşmada da adaletsiz toprak dağılımını değiştireceğini ve toprak reformu yapacağını da müjdelemişti. Lugo bu sözlerinin yalnız laftan ibaret olmadığını kanıtlamak için ilk olarak yıllık 72.000 dolar tutan maaşını da yoksullara bağışlayacağını açıkladı.

Paraguay’da sanayi sektörü gelişmediği için iş olanakları son derece kısıtlı ve bu yüzden toprak dağılımının adaletli olmasının ülkede yoksulluğun engellemesinde çok büyük bir önemi var. Lugo, ulusal diyalog başlatarak çok az Paraguaylının sahip olabildiği topraklar için ulusal bir tarım projesinin adımlarını atacaklarını söylüyor; fakat toprak reformu için Başkan Lugo’nun birçok zorluğu göze alması da gerekiyor. Zira Latin Amerika’nın diğer bir yoksul ülkesi olan Bolivya’da, Devlet Başkanı Evo Morales’in toprak reformunu yaşama geçirmeye çalışmasıyla birlikte yaşananlar ortada. Zengin toprak sahiplerinin bu zenginliklerini yoksul halkla gönüllü olarak paylaşmayacağı son derece açık.

Beş yıllık görev süresinin ardından, Lugo’nun halka verdiği sözlerin ne kadarını yerine getirdiğini zaman gösterecek. Eğer Lugo bu sözlerini yerine getirmek istiyorsa, toprak reformu sözlerinin yanı sıra, devletin ekonomideki varlığını büyütmek değil küçültmekten yana olduğunu söylediği sözlerini de bir kez daha gözden geçirmesi gerekecek. Zaten bu, “Benim hükümetim sosyalist olacak ve tüm evlerde yoksulluğu yenecek” diyerek halka söz veren bir başkan için de en büyük zorunluluk. Bakalım Paraguay’dan daha fazla bir süredir sağ partiler tarafından yönetilen Türkiye ne zaman gerçek sol bir iktidarla tanışma sansını yakalayacak?


Chavez millileştirmeyi sürdürüyor

Cemex işçisi millileştirmenin ardından beyaz güvenlik baretinin yerine kırmızı bareti takıyor ve bayrakla sevinç turuna çıkıyorVenezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez, 60 günlük görüşme sürecinin ardından, ödenecek tazminat konusunda anlaşmaya yanaşmayan Meksikalı çimento şirketi “Cemex SAB”ı millileştirme kararı aldı. Diğer taraftan Fransız Lafarge ve İsviçreli Holicom şirketleri hükümetin millileştirme kararını kabul etti. Anlaşma uyarınca Lafarge’a yüzde 89 hisse karşılığında 267 milyon dolar ve Holcim’e yüzde 85 hisse karşılığı 552 milyon dolar tazminat ödenecek ve bu iki şirket azınlık hisselerine sahip olarak faaliyetlerini sürdürecek.

Meksikalı Cemex SAB şirketiyle anlaşmaya varılamamasının temel nedeni ise şirketin tazminat bedeli olarak çok büyük bir meblağ talep etmesi. Devlet Başkanı Yardımcısı Ramon Carrizalez, Cemex SAB’ın millileştirme karşılığında 1.3 milyar dolar tazminat talep ettiğini, ancak bunun şirketin faaliyetlerinin gerçek değerinin üzerinde olduğunu söylerken, Petrol Bakanı Rafael Ramirez, adil bir tazminat belirlemek amacıyla şirketin varlıklarının değerinin en kısa zamanda saptanacağını belirtiyor. Cemex SAB’ın ülkede 3 çimento fabrikası, 30 küçük beton fabrikası ve bir yükleme terminali bulunuyor.

Hugo Chavez çimento fabrikaları özel şirketlerin elindeyken Venezüella halkının dünyanın en pahalı çimentosu kullanmak zorunda kaldığını, millileştirmenin ardından çimento fiyatlarını düşüreceklerini açıkladı. Chavez; petrol, elektrik, çelik ile telekomünikasyon şirketlerinin millileştirilmesinin ardından “21. yüzyıl sosyalizmi” hedefleri doğrultusunda çimento şirketlerinin özelleştirilmesini istemişti.


ABD iddiaları yalanladı

Ryan Crocker

Ryan Crocker

ABD’nin Kuzey Irak Kürt yönetimine verdiği desteği kestiği yolunda çıkan haberlerin artması üzerine Irak Kürdistan Demokrat Partisi’ne bağlı Kürdistan TV’ye konuşan ABD Irak Büyükelçisi Ryan Crocker, ülkesinin hiçbir zaman Kürtlere sırtını dönmeyeceğini söyleyerek, bu tür iddiaların kesinlikle gerçeği yansıtmadığını açıkladı.

Irak’ın özgürleştirilmesi(!) harekatı başlamadan önce de ABD’nin Kuzey Irak’taki Kürtleri desteklediğini belirten Büyükelçi Crocker, “Amerika geçmişte olduğu gibi gelecekte de, Kürdistan’a yönelik desteğini sürdürecek ve hiçbir şekilde de sırtını dönmeyecektir” diyerek Bölgesel Kürt yönetiminin Başbakanı Neçirvan Barzani’nin yüreğine su serpti. Ryan Crocker daha önce de Irak’ın kuzeyine Türkiye tarafından (kendilerinden izin alınması dışında) yapılacak bir operasyona karşı olduklarını açıklamıştı.

TÜRKSOLU olarak bizler de “ABD’nin Kuzey Irak Kürt yönetimine verdiği desteği kestiği” iftirasını ortaya atanları kınıyoruz. ABD gibi büyük bir devlet, Irak’ın bölünüp parçalanmasında cansiperane bir biçimde kendisine uşaklık edenleri asla unutmaz. Üstelik İran operasyonunun eli kulağındayken, İran’a karşı da kullanacağı böyle bir aşiretten ABD neden desteğini çeksin ki? O yüzden Kürtler yüreklerini ferah tutsunlar ve İran operasyonu öncesi böylesi asparagas haberlere yüz vermesinler.


Turuncular birbirine düştü

Yuşçenko'nun ve Timoşenko mutlu günlerindeBatı yanlısı turuncu devrimin ayrılmaz müttefikleri Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yuşçenko ile “Turuncu Prenses” lakaplı Başbakan Yulya Timoşenko’nun arasına Kafkasya’daki savaş nedeniyle kara kedi girdi. Ukrayna Devlet Başkanlığı resmi sitesinde yayınlanan iddiaya göre Timoşenko, 2010 yılında yapılacak devlet seçimlerinde Rusya’nın desteği karşılığında son krizde Gürcistan’a destek vermeyerek Rusya’nın çıkarları için çalışmış.

Devlet başkanlığının internet sitesinde yayınlanan açıklamasında, “Rusya liderleri, Gürcistan’la çatışmada pasif bir tutum takınması karşılığında Başbakan Yulia Timoşenko’yu devlet başkanı seçimi kampanyasında desteklemeyi ciddi biçimde düşünüyorlar” diyen başkan yardımcılarından Andriy Kyslynsky, ellerinde somut belgeler olduğunu ve bu belgeleri savcılığa gönderdiklerini belirtiyor.

Siyasi gözlemcilere göre Ukrayna’da aslında tam bir iktidar kavgası yaşanıyor. 2010 yılında yapılacak başkanlık seçimlerinde Yuşçenko’ya karşı aday olacağından kuşku duyulmayan Timoşenko’nun, başkanlığı elde etmek için Rusya’yla dirsek temasında olduğu iddia ediliyor. Hatta Timoşenko bu amaçla Rusya’dan 1 milyar dolara yakın para almış. Başka bir iddiaya göre ise Rusya Gürcistan’ın ardından Ukrayna için de düğmeye basmış durumda.




Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe