| Yunus Yılmaz |
Ilımlı İslam değil
Kürt İslamcı partilerin çekişmesi Yerel seçimlerin yaklaşması partilerin seçim çalışmaları için erken start vermesine neden oldu. Doğal olarak partiler arsındaki rekabet de şimdiden kızışmaya başladı! Hatta Tayyip’in, “Yerel seçimlerde İzmir, Diyarbakır ve Çankaya’yı istiyorum” diyerekten, rakip partilerin az ama bir o kadar güçlü olduğu belediyelere göz diktiği ve işi şimdiden sıkı tuttuğu görülmektedir. Tayyip’in CHP’yi artık rakip olarak görmesine gerek yoktur. Çünkü, CHP’li seçmenin, artık CHP’den ümidi kestiği görülmektedir. Bu da CHP’deki erimenin devam edeceğini göstermektedir. Zaten az sayıda belediyeyi elinde bulunduran CHP’nin İzmir’i kaybetmesi zor görülmekte, ancak diğer belediyeleri kaybetmeyeceğinin de bir garantisi yoktur. Yani bu yerel seçimlerde, CHP’nin AKP’ye rakip olma imkanı yoktur, bu çok rahatlıkla görülmektedir. MHP’nin de öyle pek bir çıkış yakalayacağı yoktur. O halde kala kala bir DTP kalmaktadır. AKP her ne kadar Kürt açılımlarıyla Kürt oylarını almak için çabalasa da, doğu ve güneydoğu belediyeleri konusunda DTP’nin AKP’yi zorlayacağı görülmektedir. Ancak, AKP’nin de halka ulaşmak için bir araç olarak gördüğü belediyeleri kolay kolay DTP’ye kaptırma niyeti yoktur. İşte bu nedenle, doğu ve güneydoğudaki belediyeleri, AKP ve DTP haricindeki partilerin kazanması çok zordur. Bu demektir ki, doğu ve güneydoğudaki yerel seçimler bu iki parti arasında geçecektir. Eğer seçimlerde AKP’nin kazandığı belediye azalır DTP’nin kazandığı belediye sayısı artar ise, AKP faşizminin halka ulaşmak için kullandığı bir araç, bu sefer PKK’nın halka ulaşmak için kullandığı bir araç olacaktır. Bu AKP’nin yapmış olduğu Kürtçülüğün ve bölücülüğün misliyle DTP yani PKK tarafından yapılması anlamına gelir. AKP faşizminin hakim olduğu belediyelerin PKK faşizminin eline geçmesi, zayıflayan PKK’nın giderek güçlenmesi ve tabanını büyütmesi demektir. Eğer ülkemizde PKK’nın güçlenip kan dökmesini istemiyorsak, içimiz elvermese de doğu ve güneydoğuda yerel seçimlerde AKP’nin zaferle çıkmasını istemek zorundayız! Çünkü, DTP’ye alternatif bir başka parti yoktur! Kötünün iyisini kabullenmek biz Atatürkçüler için hoş bir durum olmasa da, bu durumun böyle olmasının asıl nedeni de yine Atatürkçülerimizin ta kendisidir. Atatürkçülerimiz tembelliklerinin yanında Kürtçülüğe ve bölücülüğe karşı bir çözüm önerisi getiremedikleri için, yükselen Kürt bölücülüğü ile de mücadele edemez bir durumdadır. Kürtçülükle mücadele ideolojik yoksunluk Eğer bugünkü sözde milliyetçi, cumhuriyetçi, devletçi olan CHP, tek tehlike olarak şeriatçılığı değil de bunun yanında Kürtçülüğü, Kürt-İslamcılığı tehlike olarak görseydi ve çalışmalarını bu yönde yapmış olsaydı doğu ve güneydoğuda AKP’nin zaferle çıkması temennisinde bulunmak zorunda kalmayacaktık! Ama maalesef CHP’nin, AKP ile mücadele edemediği gibi, DTP ile de mücadele edecek ideolojik bir fikri yoktur. Çünkü yıllardır Atatürkçülerimiz tehlike olarak yalnız şeriatçılığı görmüşlerdir. Kürtçülüğü ve Kürt-İslamcılığı bir tehlike olarak görmemişlerdir! Görenler de, “Türk-Kürt kardeş” gibi sözde bütünlüğü sağlayan söylemlerden başka bir fikir üretememiştir. CHP ilk kurulduğu yıllarda sağlam bir Türk milliyetçiliği anlayışıyla Türkiye’de tek bir milletin var olduğu onun da Türk Milleti olduğu söylemiyle bu ülkede birlik ve beraberliği sağlarken, şimdiki CHP Türk Milletinden başka diğer sözde etnik kimlikleri Türk’ün yanına koyma ve kardeş yapma hatasına düşmüştür. Eğer CHP, Kürtçülükle etkin mücadele etmek istiyorsa CHP’ye tavsiyemiz; 85 yıl önceki milliyetçilik ve üniterlik anlayışına sahip çıkmasıdır. Atatürkçülerin ve CHP’nin, gerek AKP ve gerek DTP gibi Kürt-İslamcı partiler ile mücadele edememesinin nedeni kökeninde olan milliyetçilik anlayışından uzaklaşması olduğu gibi bugünkü Kürtçü ve bölücü partilerin Türkiye’yi yıkmak ve bölmek için yapmış olduğu çalışmaları yanlış tanımlaması ve yanlış teşhis koymasından da kaynaklanmaktadır. Şöyle bir geçmişe bakmamız bile Kürt-İslam sentezinin her dönem yapılmış olduğu gerçeğini bize göstermektedir. Örneğin Saidi Nursi (Kürdi) Şeriatçı, İslamcı olmasına karşın bir Kürt milliyetçisiydi. Şeyhülislam Erbilli Haydarizade İbrahim gibi dini önderlik yapan birinin hem İslamcı hem de Kürtçü olması tesadüf değildir. Yine Kürt-İslamcılardan Nakşi şeyhi olan DP milletvekili Muhammed Küfrevi hem İslamcı hem Kürtçüdür. Daha bunun gibi Kürt kökenli olup İslamcı ve Kürtçü kimliği ile bilinen onlarca isim sıralayabiliriz. Atatürkçülerimiz, İslamcı kimliğiyle bilinen kişilerin aynı zamanda neden Kürtçülük yapma gereği hissettiklerini sorgulamadılar. Eğer sorgulamış olsaydılar Kürt-İslam sentezi ve Kürt-İslam faşizmi tanımına ulaşmaları gerekiyordu, ama ulaşamadılar. İşte Atatürkçülerimiz bu nedenle AKP ve DTP gibi Kürt-İslamcıların karşısında aciz kalmaktadır. Yanlış teşhis ile tedavi etmeye kalkışınca haliyle yapmış olduğunuz tedavi de yanlış olmaktadır. Eğer Atatürkçülerimiz bu ülkede muktedir olmak istiyorsa, önce Kürt-İslam sentezini görmeleri gerekir. Şeriatçılık ve Kürtçülük ayrılmaz bir ikili İnsanlarda aidiyet duygusu vardır. Yani insan bir yere ait olmak, bir kimliğin içinde olmak ister. O nedenle kendini bir isimle tanımlar. İşte bu tanımlama işi genelde dünyevi bir kimlik olan Milli bir kimlik ile yapılır. Türk anne ve babadan doğan biri kendini Türk, İngiliz bir anne ve babadan doğan biri kendini İngiliz olarak tanımlar. Zaten insanlardaki bu aidiyet duygusundan dolayı, tüm kimlikleri ortadan kaldıran enternasyonal bir oluşum kurulamamıştır. İşte bu Ümmetçilik için de geçerlidir. İslam kardeşliği adı altında yapılan milli kimliği görmezlikten gelme işi enternasyonalizmin aslında başka bir çeşididir. İşte, Kürt kökenli İslamcıların Kürtçülük yapmalarının asıl nedeni de budur, aidiyet duygusudur. Diğer nedeni ise bugün Türkiye topraklarında yaşayan sözde Kürt halkı bir devlete sahip değildir ve onlara göre Kürtler Türklerin zulmü altında yaşamaktadır. Her Kürt gibi bağımsız bir devlet kurma aşkı Kürt kökenli İslamcılarda da vardır. Ve bu aşk olduğu, yaşadığı sürece de Kürt kökenli İslamcılar, Şeriatçılığın yanında Kürtçülük yapmaya devam edeceklerdir. Ta ki kıyamete kadar. Osmanlı döneminde revaçta olan Osmanlıcılık, İslamcılık ve Milliyetçilik gibi akımlardan okumuş herkes gibi okumuş zevat da etkilendi. Özellikle Fransız İhtilali ile ortaya çıkan Milliyetçilik anlayışı doğu halklarında ezilmişliğe ve sömürülmeye karşı bir tepki olarak kullanıldığı için Osmanlının ve Cumhuriyetin ilk yıllarında Aydın kesim içinde daha çok Milliyetçilik akımına bir yöneliş oldu. Milliyetçilik akımına Kürtlerin de kapılmaması mümkün değildi. Özellikle Osmanlı padişahlarından ayrıcalık isteyen ve bu talepleri karşılanmayan Kürtlerde bir devlet kurma istek ve arzusu giderek arttı. Türk milliyetçiliği esasına dayalı cumhuriyetin kurulmasıyla devlet kurma hayelleri suya düşen Kürtler, daha sonraki yıllar tıpkı Osmanlıda olduğu gibi ayrıcalık istemeye başladılar. Ancak bu hayallerin gerçekleşmesi için kitlelerin harekete geçirilmesi gerekmektedir. Salt İslamcılık ile kitleleri harekete geçirmek imkansızdır bunu gören ve milliyetçilik akımından etkilenen Kürt kökenli İslamcılar, uhrevi bir kavramın yanında sözde dünyevi bir kavram olan Kürt etnik kimliğinin kullanılması gerektiğini gördüler. Bu da, hem İslamcılığın ve hem de Kürtçülüğün dini önderler tarafından yapılmasına neden olmuştur. O nedenle Kürt-İslamcılık denen bir olgu vardır ve TÜRKSOLU Atatürkçülerin göremediği bu olguyu sürekli işlemektedir. Ilımlı İslam değil Kürt-İslam tehlikesi Atatürkçülere ısrarla anlatmaya çalıştığımız bu olgu maalesef başka yorum ve tezlerle de görmezden gelinmiştir. Bu tezlerden biri de iktidardaki AKP’nin “Ilımlı İslam devleti” kurmaya çalıştığı tezidir. Evet, yabancı siyasetçiler tarafından bu kavramın kullanıldığı doğrudur. Ancak onlar bu kavram ile diğer dinlere sözde saygı duyan ve ülkesinde sözde batı demokrasinin gereklerine ve kapitalist devletlerin emirlerine boyun eğen İslamcılar için bu kavramı kullanmaktadırlar. Yani yabancı devletlerin asıl istediği, kendilerine saygılı ve demokrat bir oluşum (mümkünse Amerika’ya şükran dileklerini bildirmek için bir gün düzenleyen Kürtler gibi bir sözde bir millet) istemekte ama kendi içinde ise en katı Şeriat düzenini yaşayan bir oluşuma da göz yummaktadır! Çünkü, ancak böyle bir oluşum Batı kapitalizmi ile mücadele etmek yerine işbirliği yapmak isteyecektir. Batı kapitalizminin ajan unsurları olan Kürtler ve Kürtçüler, tam da Batı kapitalizminin istediği bir şeydir. Batı kapitalizmine karşı tam bağımsızlık mücadelesi vermiş olan Kemalist Türkiye’de; Kürt-İslamcılar, Kemalizmin getirmiş olduğu Türklüğe karşı Kürtçülük, laikliğe karşı İslamcılık, Devletçiliğe karşı özelleştirmeyi savunarak hem Batı kapitalizmine hem de ideolojik zeminlerine hizmet etmektedirler. Yani AKP, sırf işbirlikçilik olsun diye Batı kapitalizmine yaranmamaktadır. AKP, kuruluşunda kapitalizme inanan bir parti olduğunu deklare etmişti. Bu nedenle AKP, sözde “Ilımlı İslam” diye ortaya atılan kavramı batı ortaya attığı için savunacak değildir. Daha doğrusu AKP’nin ılımlı bir yanı yoktur ki, sözde “Ilımlı İslam’ın” ılımlısını savunsun. Yani Şeriatçılığın sonu yoktur. İşe ilk önce ılımlı başlasalar bile gericiliğin o görünmeyen kara haline yani hiç de ılımlı olmayan haline çok rahatlıkla ulaşırlar. İşte bu nedenle batının “Ilımlı İslam” dediği aslında koyu Şeriatçılığın ta kendisidir, yani Kürt-İslamcılığın. PKK (DTP) ve İslamcılık Herkesin bildiği gibi PKK, özde Marksist-Leninist bir terör örgütüdür. Marksist-Leninist bir oluşumun milliyetçilik yapmaması gerekir, ama bugün PKK sözde etnik Kürt milliyetçiliği yapmaktadır. Marksist-Leninist bir örgütün yapmaması gereken bir şey daha vardır o da; dinciliktir ama gelin görün ki PKK İslamcılık da yapmaktadır. PKK’nın İslamcılık yaptığı iddiası bizim bir idamız değil, PKK terör örgütünün elebaşı Öcalan tarafından 1990’lı yıllarda kendi basın yayın organlarında kendi yazısıyla itiraf etmiş olduğu bir konudur. Hatta Öcalan bir yazısında “Dinin antiemperyalist, anti sömürgeci bir temelde ve halkın tarihi geleneklerine uygun mücadele aracı olarak kullanılmasına önayak olmak gerekir” diyordu. Tüm bu bilgilerden anlaşılacağı gibi PKK, sözde etnik Kürt milliyetçiliği ve İslamcılık yaparak aslında bizlerin anlatmaya çalıştığı gibi Kürt-İslamcılık yapmaktadır. PKK’nın yapmış olduğu siyasal İslamcılığı, bugün PKK’nın siyasal uzantısı olan DTP de yapmaktadır. DTP’nin İslamcılığını samimi bulmayanlar olabilir, ancak önemli olan partinin özde İslamcı olması değil, seçmenin ne kadar muhafazakar ve İslamcı olduğudur. Asıl tehlike şeriatçılık değil, Kürtçülüktür, Kürt-İslamcılıktır Dikkat edilirse doğuda birbirine rakip olan AKP ve PKK’nın siyasal oluşumu olan DTP’nin kökeni ve ideolojisi birdir. Ancak Atatürkçülerimiz Şeriata karşı olduğunu yüksek sesle dile getirirken Kürtçülüğe karşı aynı tepkiyi veremiyor. Bugün AKP’nin yükselişini durduralım diyen Atatürkçülerimiz, AKP’nin yükselişini durduramadıkları gibi AKP’den daha tehlikeli olan PKK’nın ve Kürtçülüğün yükselişini ve tehlikesini görmemektedirler. AKP’nin yükselişi durduramayan Atatürkçülerimizin, AKP seçmeninden daha Kürtçü, daha İslamcı bir seçmene sahip olan DTP’nin yani PKK’nın, Kürtçülüğün yükselişini nasıl önleyebiliriz diye kara kara düşünmesi gerekir. Bu nedenle, azı ile mücadele edemeyen çoğu ile hiç mücadele edemez. Atatürkçülerimizin bir yerden sonra Kürt-İslam faşizmi ile mücadelesini gözden geçirmesi gerekir. O nedenle AKP, AKP diye yola düşenler PKK ile karşı karşıya kaldığında Türkiye’yi asıl bekleyen tehlikenin adım adım gerçekleşmesi karşısında hiçbir şey yapamayacaklardır. Bizden hatırlatması!
|